Kabuklar
Özümüzü çevreleyen daima dairesel
döngüler vardır. Ve öz her ne kadar temelse de dairesel döngüler temelin
üstünde oluşan ve zamanla bize alışan, bizim de onlara alıştığımız, bize ait
olmayan ve bizi tanımlayan unsurlardır. Bu unsurlar, katman katman
oluşumlarında aslında bizi bizden alan ve bizi kendimizden uzaklaştıran ve
sonrada bizi bizde bizmiş gibi takdim eden vasıflardır. Bu katman katman
unsurlar, öyle ya da böyle en iyi tarifle kabuklardır. Kabuklar, hem
içseldirler hem de dışsaldırlar. Aslında görülmeyen kabuklar görünen
kabuklardan daha tehlikelidirler. Çünkü görünenler kabul, görünmeyenlerse inkar
getirirler. Kabul hastalık farkındalığıdır. İstem doğurur. İstem katmanların
birbirinden ayrılmışlık duygusunun ortadan kalkmasına olan istemdir. Çünkü bizi
çevreleyen her bir oluşum, aslında diğer bir özle aramızda, o diğer özün
döngüleriyle birlikte ele alındığında büyük bir uçurum oluşturur. Ve bu uçurum
karşılıklı anlaşılmazlığın temelini oluşturduğu gibi, bu uçurum aynı zamanda
hissizliğinde temelidir. Hissetmemekse yalnız kendini hissetmektir. Kendini
hissetmek daha ziyadesiyle hayvanlara mahsustur. İnsanlık seviyesinde ise daha
ziyadesiyle karşıyı hissetmek esası dorukta mevcuttur. Ama doruk üsttür. Üst
ise altın üstüne çıkılmasında üsttür. Oysa alt üstü getirmeyecek biçimde altla
endekslidir. Bu endekste katmanlar birbirini iterler ve kalınlaşan döngüler
görünen ve görünmeyende bizi ayrıştırırlar. Bu öyle bir ayrışmadır ki, dışta insanlığa
içte bize ayrışmadır. Yani madur ne içte kendisidir, ne dışta başkasıdır. Hem
kendisi hem başkası aslında kabuklarıdır. Ve bu ne kendini ne de başkasını tam
hissetmektir. Sadece döngülerin hissettirdiğini hissetmek bu durumda
hissettiğini sanmaktır. Bu sanı ise aslında tamamen ışıktan ve ışık
getirilerinden kopmak ve sadece kabuklara almaktır. Kabukların görünen yüzünün
farkındalığı bu nedenle yeniden hissetme ve yeniden bağlanma istemidir. Bu
istem dışı ancak üste yaklaştırır esas üst ise içtedir. Bir yerden başlamak
başlamaksa dışta döngü olan çevreleyeni fark etmekte bir şeydir. Bu fark edişte
talep "temiz olmaktır". Temiz olmak aslında ayrışmadan geri
durmaktır. Geri durmak yaklaşmaktır. Yaklaşmak aslında kabukların tespit ettiği
yeri inkar ile birden insiyatifin ele alınmasıdır. Bu pasifize edilmiş özün
mahkumiyetinde ancak Mesih beklentisinin teşvikinde aktive edilebilecek bir
gerçekliktir. Ve böyle bir beklentide Mesihe mesihi talep içe yürüme
gerçeğinden insana yürümeye taleptir. Çünkü meshedilişte gönderilen bir başka
insandır. İnsan insana insiyatifte temas ettiğinde üst kabuklar deriye
ulaşırlar. Ve bu temasta esas öze inmektir. Öze inmekse hiç bir beklentisi
olmayan temasta sürekliliktir. Bu şimdidir. Öyleyse görünen ve görünmeyen
kabukların oluşturduğu kendine yabancılaşmışlığın kendimiz olduğu algısının
ilizyonunu yok etmek "temiz olmayı" talep etmektir. Temiz olmaksa
surete özlemin Mesih'ten talebidir. Çünkü suyun kaynağı en temiz noktasıdır.
Suyun kaynağına dönmek temiz olmayı edinmektir. Ve sonra su insanlığa
akacaktır. Yaşam olmaya akacaktır. Elbette kirlenecektir. Ama akacaktır. Akan
su kir tutmaz misali bu hareketlilikte kabuklar dışta ve içte ister istemez
kendini sürttüğü, sürtündüğü, temas ettiği insanlarla kendini yontacak ve özün
çıplaklığına hasret içinde ister istemez öze koşacaktır. Öz Ruh'un ışıdığı o
"sevgi ve ihsan" ışımasıdır. Öz Yaratan'la form eşitliğidir. Öz
ayakta durabilme bilincinde dengeyi yeniden tutturabilmedir. Kısacası
"alma arzusunun" oluşturduğu her tür deri hastalığı yani cüzzam
mecazen işaret ettiği o içsel ve dışsal
kabuklar ancak böylelikle insanlığı terk etmiş olacaktır.