19 Eylül 2013 Perşembe

YOLUN GÜCÜ


                                                                    Yolun Gücü

                      Yol'un aslında kendine göre bir itiş gücü vardır. Hele bir çıkılmaya görülsün. Yani her şeyden önce çıkılması gerekli bir gerçekliktir yol. Elbette her yol bir yere götürür ya da götürmez ama en azından ileriye dönük bir atılımdır. Bir gayretin ifadesidir. Burada bir yere, bir yöne doğru yönelmenin etkinliği olduğu kesindir. Yani iş adımı atabilmektedir. Ve bu adım aslında niyet ve talep birlikteliğinde ortaya çıkan bir hareketlilik halidir. O zaman böylesine bir hareketlilik halinde niyet ya sebep olmayadır ya da birilerinin hareketliliğine sonuç olmadır. Aslında bu başlangıç noktasında niyetle birlikte talep kendini yolun bizi bir yere götürüp götürmeyeceğini net olarak gösterebilecek olan bir göstergedir. Evet, çünkü eğer niyet ve talep özellikle sebep olmaya ise o zaman yolun bizi bir yere götürmemesi düşünülemez. Çünkü yol artık sebebin yoludur. Ama eğer yol bir başkasının hareketliliğinin bir sonucu ise, o zaman bu yol yine bize yol olmakla birlikte, bizi pek de bir yere götürmeyecek bir yoldur. Çünkü her şey bir yana artık yol zaten böyle bir durumda başından sonu belli olan bir sonuç yoludur. Zaten yolun başında, yolu başlatan neden sonuçtur. Sonucu baştan belli olan adım kendi kendini olduğu noktada kendine kilitlemiş olan adım olduğu için, bu adımın getirisi de ileriye doğru bir evrilme değil tam tersi kendine doğru bir evrilmedir ki, bu da kişiyi kendi kendine kilitleyen bir evrilmedir. Ama sebebine adım atmak, sebep olmaya doğru evrilmek, sebep olmaya doğru kendini ileriye itmek aslında üstün iradesinin işlemesine yoldur. Çünkü Musa'nın kızıl deniz önündeki üstü çağırmasındaki cevap, altın hareket etmesine talep şeklinde gelmiştir. O zaman adım sebep olmaya bir adımsa alttan atılmalıdır ki, yönü üstten gelsin. Mesihi kurtarışta Mesihe sunulan kase her ne kadar altta bir sunu ise de sebebe doğru hareketlilikte yönü tayin eden üsttendir. Yani beden kendisinden geçmeyen kaseyi göğüslediğinde bütün dünyaya kurtuluş getiren bir yola sebep olabilmiş ve bu sebep oluş üstten gelmiştir. Şimdi o zaman bütün bunların doğrultusunda yol ya sonucadır ki, gerçeğe ve yaşama çıkmaz, gerçeği ve yaşamı ancak ilizyon haline getirir ve sonuç olma bilincinde başladığı için daima sonucu bende sonuçlandırır. Yada yol sebebedir ki, gerçeğe ve yaşama çıkar. Ve bu artık ilizyon değil, yolun gücünün üstün gücünde açılımıdır. Bu nedenle yaratılış kararlılığında var olan kaosu islaha doğru sürekli dönüştürüp değiştirmek şeklindeki sebep olmaya yaşam kararlılığında yeni  sene, yeni transformasyon bizi saran gerçeklere de dönüşüm değişim kararlılığı ile yaklaşmayı getirmektedir. Yani artık Mısır, yani bizi bize mahkum eden o sınırlılık esareti geride kalmıştır. Ve çöl dediğimiz, aslında "suretsizlik içinde" var olma, kabı bir araç kılmakla yani arzuyu bir "araç" kılmakla birlikte kabı "aracı" kılmama, yani "BEN neysem O'yum" gerçeğinde Mesih düzeyinde birleşme gerçeğinde yaşama çıkma halidir. Burada artık araç yol, araç gerçek, araç yaşam olmakla birlikte artık "aracı" yoktur, olmamalıdır. Çünkü bendeki Mesih Mesih'teki ben "Yaratan düşücede" artık birdir. İşte bu yolun gücünün bizde açılmasıdır.. Yani böylesi bir suretsizlik yürüyüşü "çardak" gerçeğini varlık içinde var olan kendinden korumanın farkındalığını bize getirir. Surette suretsizlik algısı bizi esas Yaratan'a suret olmaya taşır. Bu suret içindeki "ben neysem oyum" artık "BEN neysem O'yum" halinde mikro evrenin duvarlarını, bir "şofar" sesinde yıkmış ve "makro evrene" kapı açmıştır. Yani "pozitif" dediğimiz gerçeğin gerçekle yüzleştiği ve kainatı ferde getirdiği dönüşüm ve değişim "negatif" dediğimiz dar alanın bütün sınırlılılığını alaşağı edebilmiştir. O zaman "yola çıkmak" aslında "sebebe çıkmaktır". Yola çıkmak sebebe çıkmaksa şayet, o zaman negatifi birimden uzaklaştırma kararlılığı Yom Kipur gerçeğinde yani Mesih talebesi için Mesih'te ödenmiş bedelde, bütünde de negatifi yani karşıtı yaşamdan uzaklaştırma kararlılığını ve huzurda duran bir yaşam kararlılığını bize getirmiş olacaktır. Bu noktada ise artık devrede "suretsizliğin gücü" vardır. Suretsizliğin muhteşem ışımasında Işık artık yolu gerçeğe ve yaşama çekendir. Böylesi bir günlük yaşam tamamen gündüz bulut ve gece ateş bulutu ile korunan bir yaşamdır. Yani yaşamın yakıcılığı gölgelenmiş, karanlıkları ile aydınlanmıştır. Kişi artık YOL'dadır. 

12 Eylül 2013 Perşembe

TÜKEMİŞLİK SENDROMU


                                                        Tükenmişlik Sendromu

                      Varlık korkunç bir döngü içinde kendi döngüsünü tamamlama peşinde koşar durur. Bu her bir dairesel döngünün baş döndüren rutini, adeta kendi içinde kendini sürekli yineleyen bir enerjinin, bir anlamda varlığın enerjisinin, sürekli aynı üretimde ve çoğunlukla tükenmişliğe doğru evrilen sıradan yaşam enerjisinin nedenidir. Döngü, kendi rutininde kendini yineleyerek dönerken ve yukarıda dediğimiz gibi bir evrilme eğilimi gösterirken, aslında bir diğer taraftan da, kendi haz algısı içinde, biraz sonrasını unutan akvaryum içindeki balık misali, kendini yenilediği algısındadır. Oysa yenilenen değil, yinelenen bir gerçeklik vardır ortada. Yinelenin yenilenen olması için, herşeyden önce dışsallığın döngüselliğini, içselliğin rutin gibi görünen, ama rutin olmayan derin spiral döngüsüne çevirmek ve bir an için kapsızlığın hazzıslık olduğu düşüncesinden ayrılıp, esas kapsızlıktaki ışığı edinmenin hazzını yakalamak istercesine fiziğin üstüne geçmek gerekir. Yoksa nice dışsal ve nice dışa bağımlı, fizikte takılı kalmış rutin döngü yinelemelerinde kap oluşturmanın derdinde olan insan, yani mutluluğuna ya da sevincine hep fiziksel bir neden, bir dayanak arayan insan, kendi dar alan üretmelerinde hep kendini yinelemeye mahkum eder. Dolayısı ile bu durumda kişinin sürekli acılar yolunda kalmasının en temel nedenlerinden biri olacaktır. Yukarıdaki o muhteşem yaratma ışıklarının aşağıya doğru ışımasında, yani üstün alta ışımasında, altın genel anlamda ışıkla hazların doruklarını yaşayacağı o en üst noktaya varması anından önce, insan varlığın kendi döngüsü içinde kendini yineleme rutinine takılması sonucu kişi birden bire bu muhteşem kurtarış ışıklarından, kendisini surete taşıyacak ışıklardan mahrum kalır. Çünkü kişi bu noktada, kendi kendine tayin ettiği kap, kendi kendine tayin ettiği seviyeden dolayı ışığın bütüne ışımasını parçanın içine sıkıştırır ve o muhteşem ışımanın kırılmasına dolayısı ile de kişinin kendisini kendi döngüsü içinde kendisine hapseder. Bu "altın buzağı" tapınışı dediğimiz ve bir anlamda sona endekslilikte, sürecin kale alınmayışında, sürecin getirisini iptal etmekten başka bir şey değildir. İşte bu noktada varlık kendi döngüsüne mahkum ettiği kendisinde kendi tekrarlarında, kendini yinelemekte tükenmiştir. Çoğu insan için hayat bu takılma noktası ile bu takılmaya kendini getiren nokta arasında gidip gelmelerden başka bir şey değildir.  Oysa böylesi bir durumun her zaman ikinci bir alternatifi vardır. Yapılması gereken yeniden ayağa kalkıp ayakta durup, fizikle bağı koparıp döngünün rutinine bir an olsun ara verip, yeni bir döngü içinde yer alıp, rutini yeni bir katmana taşımak için esaslı bir mana sıçrayışını gerçekleştirebilmektir. Bu bir anlamda Yom Kippur sıçrayışıdır. Yani  kendini yineleme döngüsü içindeki tükenmişliği tamamen iptal eden Mesihi seviyeye sıçrayabilmedir. Bu sıçrama yeni bir döngüde yepyeni bir yaşamı hedefte değil, süreçte hedefleyen bir döngüye doğru sıçrama ile biz de açılması ve artık kişinin kendini yinelemesi değil kişinin kendini Mesih'te ve Saran Işık Ruh'ta yenilemesi seviyesidir. Bu döngü manevi bir spiral döngüdür. Çünkü burada rutin dairesel değil spiraldir. Fiziğe endeksli değil fizik üstüne endekslidir. Ve mantık dediğimiz, ve çoğu zaman bizi bize bağlayan kendi kabuklarımıza sıkıştırdığımız, kendimizle kendimizi değerlendirmemiz mantığa değil, esas orijinal mantık diyebileceğimiz bütünün düşüncesindeki bakış açısı olan mantığa daha doğrusu mantık üstüne çıkabilmektir. Bir anlamda bu döngü, nefsin kendini yineleyen döngüsünü çarmıha teslim etme yani Mesih'le bütünleşmeye geçme ve böylece yeniden anın sonunda kendine bir "altın buzağı" üretmeyecek bir konuma gelmeye bir döngüdür. Aksi takdirde lütufla kurtuluşu gönenme, çoğu zaman anın sonunda kişiyi sürekli olarak kendi içinde kendiyle bütünleşeceği yeni ilahlar üreten bir ilizyonda algılanmaya başlayacaktır. Ve bu durumda da Yaratanla bütünleşme ilizyonunda, o muhteşem ışıma sadece kişi içinde kendi ışıma algısını alıp yansıtması olarak algılanacaktır. Oysa varlık döngüsü içinde amaç, kendini yineleme değil, kaostan ıslaha gerçeğindeki yaratılış döngüsünde, kişinin kaostan ıslaha kendini sürekli olarak her alanda yeni yaşama doğru dönüştürüp değiştirebilmesi ve her adımda biraz daha yenilenerek "karşılıksız veren" Mesih seviyesine,Yaratan suretine dönüşüp değişmesidir.