19 Nisan 2013 Cuma

KABUKLAR


                                                                 Kabuklar
            Özümüzü çevreleyen daima dairesel döngüler vardır. Ve öz her ne kadar temelse de dairesel döngüler temelin üstünde oluşan ve zamanla bize alışan, bizim de onlara alıştığımız, bize ait olmayan ve bizi tanımlayan unsurlardır. Bu unsurlar, katman katman oluşumlarında aslında bizi bizden alan ve bizi kendimizden uzaklaştıran ve sonrada bizi bizde bizmiş gibi takdim eden vasıflardır. Bu katman katman unsurlar, öyle ya da böyle en iyi tarifle kabuklardır. Kabuklar, hem içseldirler hem de dışsaldırlar. Aslında görülmeyen kabuklar görünen kabuklardan daha tehlikelidirler. Çünkü görünenler kabul, görünmeyenlerse inkar getirirler. Kabul hastalık farkındalığıdır. İstem doğurur. İstem katmanların birbirinden ayrılmışlık duygusunun ortadan kalkmasına olan istemdir. Çünkü bizi çevreleyen her bir oluşum, aslında diğer bir özle aramızda, o diğer özün döngüleriyle birlikte ele alındığında büyük bir uçurum oluşturur. Ve bu uçurum karşılıklı anlaşılmazlığın temelini oluşturduğu gibi, bu uçurum aynı zamanda hissizliğinde temelidir. Hissetmemekse yalnız kendini hissetmektir. Kendini hissetmek daha ziyadesiyle hayvanlara mahsustur. İnsanlık seviyesinde ise daha ziyadesiyle karşıyı hissetmek esası dorukta mevcuttur. Ama doruk üsttür. Üst ise altın üstüne çıkılmasında üsttür. Oysa alt üstü getirmeyecek biçimde altla endekslidir. Bu endekste katmanlar birbirini iterler ve kalınlaşan döngüler görünen ve görünmeyende bizi ayrıştırırlar. Bu öyle bir ayrışmadır ki, dışta insanlığa içte bize ayrışmadır. Yani madur ne içte kendisidir, ne dışta başkasıdır. Hem kendisi hem başkası aslında kabuklarıdır. Ve bu ne kendini ne de başkasını tam hissetmektir. Sadece döngülerin hissettirdiğini hissetmek bu durumda hissettiğini sanmaktır. Bu sanı ise aslında tamamen ışıktan ve ışık getirilerinden kopmak ve sadece kabuklara almaktır. Kabukların görünen yüzünün farkındalığı bu nedenle yeniden hissetme ve yeniden bağlanma istemidir. Bu istem dışı ancak üste yaklaştırır esas üst ise içtedir. Bir yerden başlamak başlamaksa dışta döngü olan çevreleyeni fark etmekte bir şeydir. Bu fark edişte talep "temiz olmaktır". Temiz olmak aslında ayrışmadan geri durmaktır. Geri durmak yaklaşmaktır. Yaklaşmak aslında kabukların tespit ettiği yeri inkar ile birden insiyatifin ele alınmasıdır. Bu pasifize edilmiş özün mahkumiyetinde ancak Mesih beklentisinin teşvikinde aktive edilebilecek bir gerçekliktir. Ve böyle bir beklentide Mesihe mesihi talep içe yürüme gerçeğinden insana yürümeye taleptir. Çünkü meshedilişte gönderilen bir başka insandır. İnsan insana insiyatifte temas ettiğinde üst kabuklar deriye ulaşırlar. Ve bu temasta esas öze inmektir. Öze inmekse hiç bir beklentisi olmayan temasta sürekliliktir. Bu şimdidir. Öyleyse görünen ve görünmeyen kabukların oluşturduğu kendine yabancılaşmışlığın kendimiz olduğu algısının ilizyonunu yok etmek "temiz olmayı" talep etmektir. Temiz olmaksa surete özlemin Mesih'ten talebidir. Çünkü suyun kaynağı en temiz noktasıdır. Suyun kaynağına dönmek temiz olmayı edinmektir. Ve sonra su insanlığa akacaktır. Yaşam olmaya akacaktır. Elbette kirlenecektir. Ama akacaktır. Akan su kir tutmaz misali bu hareketlilikte kabuklar dışta ve içte ister istemez kendini sürttüğü, sürtündüğü, temas ettiği insanlarla kendini yontacak ve özün çıplaklığına hasret içinde ister istemez öze koşacaktır. Öz Ruh'un ışıdığı o "sevgi ve ihsan" ışımasıdır. Öz Yaratan'la form eşitliğidir. Öz ayakta durabilme bilincinde dengeyi yeniden tutturabilmedir. Kısacası "alma arzusunun" oluşturduğu her tür deri hastalığı yani cüzzam mecazen işaret ettiği o  içsel ve dışsal kabuklar ancak böylelikle insanlığı terk etmiş olacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder