10 Nisan 2013 Çarşamba

DENGEYLE BAĞ


                                                             Dengeyle Bağ
                      Denge ortadır. Orta ise iki çekim arasındaki sabit noktadır. Bu sabitlikse evrenin sonsuzluk kaynağından fışkıran verileri karşılayabilmeye odaklanmaktır. Ve her bir karşılama, edinmede bir eksikliği kaparken bir başka eksikliğe kapı açar. Çünkü karşılanan eksiklik hemen paylaşımda bir başka eksikliğe haz olurken bu kez, kaynağı karşılayandaki yeni eksiklik, daha nice ışımalara kap oluşturur. Ve denge, kendi düzeni içinde düzensizlikte eksikliği tamamlar. Ve düzensizlikte eksikliği yeniden düzenleme başlar. Düzenleyen hem de düzenlenendir. Kaynağın teşvikinde nefse doğan kelime, doğuş olduğu noktada içi düzene uyandırır. Eksik tamlığı ararken, için tamlığı düzenle değerlendirmesinde aslında dengeyle bağ kurulmaya başlar. Yani Yaratan’ın inayeti her sabahında yüreklere yeniden bir güneş doğmuş ve aydınlığın ışımasında iç, kendi düzensizliğine yeni bir düzen için yol bulmuştur. Bir yanda içe, “kelam teşvikinin” yol olması ve Yaratan’ın içten geçmesinde için yeniden düzenlenmesi; bir diğer tarafta yaratılanın içi açması ile nefse doğan kelam ile düzeni yeniden edinmesi. Her ikisi birden dengeye yol olur. Bu açılımda aslında “üstün gücünün” çekiş gücü yadsınamaz bir biçimde hep işlevdedir. Çünkü böyle bir denge yolunda “öncelikle O’nun egemenliğinin ve doğruluğunun ardı sıra” gitme gerçeği vardır. Böyle bir ilerleyişte “üstün gücü” düzensizlikte sürekli düzeni ve düzeltilmeyi arayan ruhu, her doğan yeni günde, her ulaşılan yeni seviyede, aslında bir kez daha mükemmelliği arayışa çeker. Ve esas itibariyle bu mükemmellik Mesih’tir. Ve bu “sevgi ve ihsan” seviyesidir. Bu seviyeye çekişte hep “arayın bulacaksınız” temeli esastır. Ve işin gerçeğinde esas anlamda “bulmak” yani “mükemmeli bulma” yoktur. Çünkü mükemmel aslında sonsuzdur. Ve yol sonsuzdur. Bir anlamda mükemmeli aramak zaten mükemmel olandır. Ve mutlak mükemmel için zaten mükemmellikten soyunan suret bendedir. Ve zaten her şey bir yana sonuç değil sebep esastır. O zaman “mükemmeli ara ama bulma” ilkesinde her gelinen seviyede üç nokta birbiri ile buluşur. Düzenleyen ve düzenlenende mükemmelliği arama bu üç noktadır.  Bu üç nokta ise dengeyle bağın kurulduğu noktadır. Ve bu noktanın ortası kutsallıktır. Üstün gücünün işlerlik kazandığı bu noktada aslında “kaygısı çekilen” her şey kendiliğinden bu halkanın ortasına çekilmektedir. Düzeni sağlamış olmak ya da mükemmeli bulmuş olmaksa dengeyi yitirmektir. Çünkü tamlık ancak Yaratan’da tamlıktır. Yaratan’ın ışığı yani tamlık ancak algılanıp edinilebildiği kadar bizde şekillendirilebilir ve bu şekillendirmedeki başarısızlık ise karanlığa gebeliktir. Çünkü karanlık yani negatif şekillenmez karanlık yaratılır. Bu yaratılma aslında form içindir. Işığı şekillendirmedeki başarısızlığı başarıya çevirmek içindir. Ama yine de karanlık karanlıktır. Ve Işık varsa karanlık ışığı alt edemez. Işık ise aslında vardır. Ama görebilene vardır. Dolayısıyla “dengeyle bağ” önemlidir. Ve bu bağ, aynı zamanda tamlığın ve doluluğun Işığının kabımdaki ışımasını form edebilmektir. Form, eğer Yaratan sureti olmaya yaraşır bir form edişse karanlık yaratılmadan alt edilebilir. O zaman denge ortadır. Ve orta ise sistem içinde rolünü eksiklik içinde tamlığa göre yerine getirebilmek demektir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder