Somutta Soyut
Kavram karmaşası içinde
birbirine girmiş kavramlar, aslında birbirine girmiş
düşüncelerimizin ve dolayısı ile bu düşüncelerin birbirine
girmiş sonuçlarının da kaynağıdır. Çünkü gerçekten
kavramlar birbirlerinden oldukça farklı anlamlar taşımaktadırlar
ve bu nedenle bu anlamlardaki küçük de olsa oynamalar doğal
olarak kavramları anlamlarının çok ötesine taşıyıverirler. Bu
durum iman ve inanç gibi iki önemli kavram içinde geçerli bir
durumdur. İman, aslında inanılma eyleminin gerçekleşmesini
sağlayan ve kişilere sunulmuş, içinde bir takım inanma esasları
bulunan bir sistem bütünüdür. Bu bağlamda iman içeriği ile
beraber, bir bütün olarak ele alındığı her durumda devreye
giren bir kavramdır. Yani bir anlamda iman, inanılan inancın
kaynağı olan ve belli çizgileri, prensipleri, tanımları olan bir
inanç sistemini sorgulamasız kabul edebilme halidir. Mesela iman
edilen Yaratan olabileceği gibi, iman edilen bu Yaratan kavramını
bize kendi temel şartları ile takdim eden bir din sistemi de
olabilir. Bir başka deyişle bir anlamda iman, bize sunulduğu
şekliyle inanılan şeyin özünün ifade edilişidir. İnanç ise,
böylesi bir temelin ya da özün inanan kişi, gurup ya da bir
toplum tarafından kabul ediliş biçimidir. Yani bu temel
prensiplerin algısının, kabulünün kişiye, bir guruba ya da bir
gurup insan ya da topluma göre ifadelendirilmesi, üzerinde
çalışılıp yaşama indirgenmesi halidir. Ve bu esnada elbette
iman, inanç aşamasına dönüşürken bir takım ifadelendirmelerle
donatılmaya da başlanmış ve bir takım ifadelendirmelerle de
yerel ve güncel yaşama oturtulmaya da çalışılmış olur. Bu
durum artık, o ortadaki kök sunumun esaslarının yüzde yüzde
aynen yansıması olmayan bir durum demektir. Aksine inanç, o kökten
hareketle kişide, gurupta ya da toplumda yeniden şekillenmiş bir
haldir. Ve dolayısı ile bu hal, esasında artık kökten de
uzaklaşmış bir haldir. Bu uzaklaşma halinin de elbette köke daha
yakın olanı ya da biraz daha uzak olanı ya da çok daha uzak olanı
olabilir. Ama algılanması gereken bir gerçek vardır ki, o da iman
ile inanç kavramlarının aynı şeye işaret etmedikleridir.
İmanın bir anlamda devamlılığı olan inanç ve uygulamaları,
imanın farklı kaplarda şekillenmesi, yoğurulması ya da daha
somut bir tabirle yorumlanması ve uygulamaya dökülmesi halidir. O
zaman ortada oldukça karmaşık bir kavram ve algıma sorunu vardır.
Yani her iman eden kişi, inanç devamlılığında, istesede
istemese de, kendi algı açılımını, kendi içsel algı ve
renklerine göre belirlemekte ve kendi kabında şekle sokmakta,
hatta her ne kadar esasa bağlı olduğunu söylese de, kendi güncel
algı ve kabulünde inandıklarını değerlendirip dile
getirmektedir. Bu dile getiriş, aynı zamanda o iman etrafında
kendince imanı ifadelendirdiği zannında olan kişilerin de yine
aynı şekilde yaptıkları inanç açıklamaları etkisi altında
daha da bir karışık hal almaktadır. Dolayısı ile bütün bu
etkileşimler içinde iman temelleri diyebileceğimiz esas orijinal
kök ve ifadelerin yerlerini bir takım sonradan ifadelendirmelere
bırakmaları oldukça doğaldır. Böylelikle kök verideki sadelik
ve basitlik artık yerini karmaşıklık ve gizeme terkeder. Bu durum
kişileri ilizyon algıları içinde oluşturdukları ilizyon algı
ve kabullere mahkum eden bir durumdur Bu mahkumiyet okumuşluk,
uzmanlık ya da akademisyenlik adı altında aslında skolastik bir
zihniyetin köleleştirdiği ve aslında farkında olmadan kendine
endeksli bir takım içselleştirmelerin yorumlarıyla sarmaş dolaş
olmuş yepyeni bir okumuş görünümlü cahiller sınıfı da
oluşturmakta ve üstüne üstlük bu sınıfı da iman ve inanç
sistemlerinin yegane temsilcileri haline getirmektedir. Oysa iman
görünmeyenin görüntüsünün görünende görünmeyeni algıyan
kişisel bazda somutta soyutu edinmenin gerçekliğidir. Bu esasında
“rüya gördüm” diyen kişinin belli bir kanıtlama
gerekliliğine maruz bırakılmadığı bir durumdur. Çünkü
somutta soyut rüya gibi, aşk gibi, endişe gibi herkesce malum,
farklı algılanan ama varlığındanda kimsenin şüphe etmediği
temel bir görünmeyen gerçekliği kabuldür. Böylesi bir kabulün
algı kesiminde inanç devreye girer. İman-inanç farklılığı
farkındalığının olmaması soyutta soyut diyebileceğimiz
ilizyonal kabullere ve dolayısı ile gerçek olmayan bir çok
şeyleri de gerçekmiş gibi algılamaya yol açar, temel olur. Bu
bağlamda ne mutlu görmeden iman edene.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder