26 Haziran 2013 Çarşamba

BIRAKMA ENERJİSİ


                                                           Bırakma Enerjisi
               Bırakma oldukça etkin bir enerjidir aslında. Fakat bu enerji asla kişinin kendi istemiyle edinebileceği bir enerji değildir. Daha doğrusu kendi bencil talebinin zıttında mevcut olan ve bir anlamda görmesiyle bağlantılı bir durumdur. Bu görme var olan dingin durum içinde var olduğu varsayılamayan, ama esasında varlığının görselliğin ötesinde yerini aldığı küçücük karşıt oluşumları görmedir. Bu kolay değildir. Çünkü kendi zihin görselliğimiz içinde görmeye alıştığımız soluk görüntüler, aslında daha ziyadesiyle kendi büyük resimlerimizdir. Yani kendi ilizyonlarımızın çokluğu arasında ilizyonlarımızı boyadığımız resimlerdir. Ve bu bu resimleri ne yazık ki çoğu zaman büyük resmi görebilmek olarak algılarız. Oysa bu büyük resmi görebilmek değildir. Bu kendi küçüklüğümüz içinde, esas görmemiz gereken büyük resimdeki yerimizi görebilmemizden ziyade, kendi oluşturduğumuz büyük resmi o esas görmemiz gereken büyük resimmiş gibi değerlendirebilmemizdir. Bunun için yapmamız gereken bir şeyler elbette vardır. Bunun başında hiç kuşkusuz büyük olarak öne çıkan resimlerimizi yeniden değerlendirmemiz esas olmalıdır. Hele hele “negatif ya da karşıt olarak gördüğümüz büyük resimler gerçek negatif ya da karşıtlar mıdır?” diye esaslı bir tetkik şarttır. Çünkü burada da çoğu zaman negatiflerimizin ya da karşıtlarımızın büyük resmi diye çizdiğimiz resimler aslında yine bize esas resmi göstermeyen, yine ilizyonlarımızın oluşturduğu büyük resimler olmuş olabilir ki, bu çoğunlukla böyledir. Çünkü bir çok şikayetimizin arkasında mesela esas olarak esas rahatsızlık kaynağımız kendini açık etmez. Bu kaynak kendini dışarıya açık etmediği gibi, ne yazık ki, çoğu zaman bize de kendisini açık etmeme gibi bir tavır içindedir. Bunlar küçücük gizli ve esas yaşam nehrini kirleten zehirli atık gözeleridir. Sorun bu gözelerin tespit edilememesi ya da çoğu zaman böylesi gözelerimizin olduğunu kendimize bile itiraf edemememizdir. İşte böylesi bir iç yalanlar dengesizliğinde bir de kazanım saydıklarımız devreye girer. Bunlarda ilizyon kazanımlardır. Yani kısacası ne yardan ne serden vaz geçeriz. Ve elbette zaman içinde bu sanal dünya, kendi kendini kirleten ve bu duruma alışmış olma nedeni ile bir türlü bu durumu göremez hale gelmemiz ötürü artık bizim için bir ölüm hücresi olmuş olur. Oysa bir köşede bırakma enerjisi sürekli olarak alma eğiliminde olan bizlerin oluşturduğu böylesi sanal bir sırça köşkü esaslı ve kişiyi kendine endeksleyecek duvarları olmayan hakiki bir sırça köşke çevirebilecek bir güçte hazır beklemektedir. Bırakma enerjisi, ancak üç engelin aşılması ile çalışan bir enerji sistemidir. Yukarıda genel olarak değindiğimiz bu üç engelin ilki hiç kuşkusuz kendi ilizyonlarımızın oluşturduğu ve zihinsel olarak gördüğümüzü sandığımız o bizim büyük resmimimizdir. Bir diğeri ise yine negatif ya da karşıt olarak adlandırdıklarımızın oluşturduğu büyük resimdir. Ve üçüncüsü ise hiç kuşkusuz kazanım saydıklarımız engelidir. Çünkü böylesi temel sanal olgularda oluşmuş kazanımlar da, elbette sanal kazanımlardır. Ama buna karşı, bu kazanımlar bir anlamda da, bize yine gerek sosyal yaşamda gerek kendi kişilik algılarımızda belli bir yer, bir durum vermektedir. Bütün bunların birlikte işlediği bir iç dünya sistemi ile yaşamını sürdüren acılar yolundaki insan için, elbette sanaldan gerçeğe sıçramak, bir şey olduğunu düşündüğü bir sırada, hiçbir şey olduğunu farketmek ve hiçbir şey olmayı, bir şey olmak olarak seçmek gibi bir durumdur ki, bu aslında mana yoluna doğru hareket etmeye başalamak demektir. Bu nedenle Mesih İsa “bir kişi bütün dünyayı kazanıp da kendi canını kaybederse” bunun ne yararı var diye haklı olarak insanlığa bir soru sormaktadır. Çünkü gerçekten de böyle bir tabloya bakarak konuşursak esas olan, canın, yani esas varlığın, muhteşem yaratılış döngüsü içinde, var oluş nedeninin keşfinde ilizyonlarından kurtularak yaşam armağanını değerlendirmesinden daha değerli bir şey yoktur. Böylesi bir yaklaşım gerçek varlık olma bilincinde varlığın sonsuz anlama taşınması demektir. Bu da ancak bırakma enerjisi denilen o muhteşem gücün her alma ardından vermenin devreye girmesindeki denge prensibinde varılabilecek eşsiz bir yaşam noktası ve bir anlamda yaşamı asli değerine taşıyacak olan yaşam mekanizmasının işlerliğidir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder