Bırakma Enerjisi
Bırakma oldukça etkin
bir enerjidir aslında. Fakat bu enerji asla kişinin kendi istemiyle
edinebileceği bir enerji değildir. Daha doğrusu kendi bencil
talebinin zıttında mevcut olan ve bir anlamda görmesiyle
bağlantılı bir durumdur. Bu görme var olan dingin durum içinde
var olduğu varsayılamayan, ama esasında varlığının görselliğin
ötesinde yerini aldığı küçücük karşıt oluşumları
görmedir. Bu kolay değildir. Çünkü kendi zihin görselliğimiz
içinde görmeye alıştığımız soluk görüntüler, aslında daha
ziyadesiyle kendi büyük resimlerimizdir. Yani kendi
ilizyonlarımızın çokluğu arasında ilizyonlarımızı
boyadığımız resimlerdir. Ve bu bu resimleri ne yazık ki çoğu
zaman büyük resmi görebilmek olarak algılarız. Oysa bu büyük
resmi görebilmek değildir. Bu kendi küçüklüğümüz içinde,
esas görmemiz gereken büyük resimdeki yerimizi görebilmemizden
ziyade, kendi oluşturduğumuz büyük resmi o esas görmemiz gereken
büyük resimmiş gibi değerlendirebilmemizdir. Bunun için yapmamız
gereken bir şeyler elbette vardır. Bunun başında hiç kuşkusuz
büyük olarak öne çıkan resimlerimizi yeniden değerlendirmemiz
esas olmalıdır. Hele hele “negatif ya da karşıt olarak
gördüğümüz büyük resimler gerçek negatif ya da karşıtlar
mıdır?” diye esaslı bir tetkik şarttır. Çünkü burada da
çoğu zaman negatiflerimizin ya da karşıtlarımızın büyük
resmi diye çizdiğimiz resimler aslında yine bize esas resmi
göstermeyen, yine ilizyonlarımızın oluşturduğu büyük resimler
olmuş olabilir ki, bu çoğunlukla böyledir. Çünkü bir çok
şikayetimizin arkasında mesela esas olarak esas rahatsızlık
kaynağımız kendini açık etmez. Bu kaynak kendini dışarıya
açık etmediği gibi, ne yazık ki, çoğu zaman bize de kendisini
açık etmeme gibi bir tavır içindedir. Bunlar küçücük gizli ve
esas yaşam nehrini kirleten zehirli atık gözeleridir. Sorun bu
gözelerin tespit edilememesi ya da çoğu zaman böylesi
gözelerimizin olduğunu kendimize bile itiraf edemememizdir. İşte
böylesi bir iç yalanlar dengesizliğinde bir de kazanım
saydıklarımız devreye girer. Bunlarda ilizyon kazanımlardır.
Yani kısacası ne yardan ne serden vaz geçeriz. Ve elbette zaman
içinde bu sanal dünya, kendi kendini kirleten ve bu duruma alışmış
olma nedeni ile bir türlü bu durumu göremez hale gelmemiz ötürü
artık bizim için bir ölüm hücresi olmuş olur. Oysa bir köşede
bırakma enerjisi sürekli olarak alma eğiliminde olan bizlerin
oluşturduğu böylesi sanal bir sırça köşkü esaslı ve kişiyi
kendine endeksleyecek duvarları olmayan hakiki bir sırça köşke
çevirebilecek bir güçte hazır beklemektedir. Bırakma enerjisi,
ancak üç engelin aşılması ile çalışan bir enerji sistemidir.
Yukarıda genel olarak değindiğimiz bu üç engelin ilki hiç
kuşkusuz kendi ilizyonlarımızın oluşturduğu ve zihinsel olarak
gördüğümüzü sandığımız o bizim büyük resmimimizdir. Bir
diğeri ise yine negatif ya da karşıt olarak adlandırdıklarımızın
oluşturduğu büyük resimdir. Ve üçüncüsü ise hiç kuşkusuz
kazanım saydıklarımız engelidir. Çünkü böylesi temel sanal
olgularda oluşmuş kazanımlar da, elbette sanal kazanımlardır.
Ama buna karşı, bu kazanımlar bir anlamda da, bize yine gerek
sosyal yaşamda gerek kendi kişilik algılarımızda belli bir yer,
bir durum vermektedir. Bütün bunların birlikte işlediği bir iç
dünya sistemi ile yaşamını sürdüren acılar yolundaki insan
için, elbette sanaldan gerçeğe sıçramak, bir şey olduğunu
düşündüğü bir sırada, hiçbir şey olduğunu farketmek ve
hiçbir şey olmayı, bir şey olmak olarak seçmek gibi bir durumdur
ki, bu aslında mana yoluna doğru hareket etmeye başalamak
demektir. Bu nedenle Mesih İsa “bir kişi bütün dünyayı
kazanıp da kendi canını kaybederse” bunun ne yararı var diye
haklı olarak insanlığa bir soru sormaktadır. Çünkü gerçekten
de böyle bir tabloya bakarak konuşursak esas olan, canın, yani
esas varlığın, muhteşem yaratılış döngüsü içinde, var oluş
nedeninin keşfinde ilizyonlarından kurtularak yaşam armağanını
değerlendirmesinden daha değerli bir şey yoktur. Böylesi bir
yaklaşım gerçek varlık olma bilincinde varlığın sonsuz anlama
taşınması demektir. Bu da ancak bırakma enerjisi denilen o
muhteşem gücün her alma ardından vermenin devreye girmesindeki
denge prensibinde varılabilecek eşsiz bir yaşam noktası ve bir
anlamda yaşamı asli değerine taşıyacak olan yaşam
mekanizmasının işlerliğidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder