12 Eylül 2013 Perşembe

TÜKEMİŞLİK SENDROMU


                                                        Tükenmişlik Sendromu

                      Varlık korkunç bir döngü içinde kendi döngüsünü tamamlama peşinde koşar durur. Bu her bir dairesel döngünün baş döndüren rutini, adeta kendi içinde kendini sürekli yineleyen bir enerjinin, bir anlamda varlığın enerjisinin, sürekli aynı üretimde ve çoğunlukla tükenmişliğe doğru evrilen sıradan yaşam enerjisinin nedenidir. Döngü, kendi rutininde kendini yineleyerek dönerken ve yukarıda dediğimiz gibi bir evrilme eğilimi gösterirken, aslında bir diğer taraftan da, kendi haz algısı içinde, biraz sonrasını unutan akvaryum içindeki balık misali, kendini yenilediği algısındadır. Oysa yenilenen değil, yinelenen bir gerçeklik vardır ortada. Yinelenin yenilenen olması için, herşeyden önce dışsallığın döngüselliğini, içselliğin rutin gibi görünen, ama rutin olmayan derin spiral döngüsüne çevirmek ve bir an için kapsızlığın hazzıslık olduğu düşüncesinden ayrılıp, esas kapsızlıktaki ışığı edinmenin hazzını yakalamak istercesine fiziğin üstüne geçmek gerekir. Yoksa nice dışsal ve nice dışa bağımlı, fizikte takılı kalmış rutin döngü yinelemelerinde kap oluşturmanın derdinde olan insan, yani mutluluğuna ya da sevincine hep fiziksel bir neden, bir dayanak arayan insan, kendi dar alan üretmelerinde hep kendini yinelemeye mahkum eder. Dolayısı ile bu durumda kişinin sürekli acılar yolunda kalmasının en temel nedenlerinden biri olacaktır. Yukarıdaki o muhteşem yaratma ışıklarının aşağıya doğru ışımasında, yani üstün alta ışımasında, altın genel anlamda ışıkla hazların doruklarını yaşayacağı o en üst noktaya varması anından önce, insan varlığın kendi döngüsü içinde kendini yineleme rutinine takılması sonucu kişi birden bire bu muhteşem kurtarış ışıklarından, kendisini surete taşıyacak ışıklardan mahrum kalır. Çünkü kişi bu noktada, kendi kendine tayin ettiği kap, kendi kendine tayin ettiği seviyeden dolayı ışığın bütüne ışımasını parçanın içine sıkıştırır ve o muhteşem ışımanın kırılmasına dolayısı ile de kişinin kendisini kendi döngüsü içinde kendisine hapseder. Bu "altın buzağı" tapınışı dediğimiz ve bir anlamda sona endekslilikte, sürecin kale alınmayışında, sürecin getirisini iptal etmekten başka bir şey değildir. İşte bu noktada varlık kendi döngüsüne mahkum ettiği kendisinde kendi tekrarlarında, kendini yinelemekte tükenmiştir. Çoğu insan için hayat bu takılma noktası ile bu takılmaya kendini getiren nokta arasında gidip gelmelerden başka bir şey değildir.  Oysa böylesi bir durumun her zaman ikinci bir alternatifi vardır. Yapılması gereken yeniden ayağa kalkıp ayakta durup, fizikle bağı koparıp döngünün rutinine bir an olsun ara verip, yeni bir döngü içinde yer alıp, rutini yeni bir katmana taşımak için esaslı bir mana sıçrayışını gerçekleştirebilmektir. Bu bir anlamda Yom Kippur sıçrayışıdır. Yani  kendini yineleme döngüsü içindeki tükenmişliği tamamen iptal eden Mesihi seviyeye sıçrayabilmedir. Bu sıçrama yeni bir döngüde yepyeni bir yaşamı hedefte değil, süreçte hedefleyen bir döngüye doğru sıçrama ile biz de açılması ve artık kişinin kendini yinelemesi değil kişinin kendini Mesih'te ve Saran Işık Ruh'ta yenilemesi seviyesidir. Bu döngü manevi bir spiral döngüdür. Çünkü burada rutin dairesel değil spiraldir. Fiziğe endeksli değil fizik üstüne endekslidir. Ve mantık dediğimiz, ve çoğu zaman bizi bize bağlayan kendi kabuklarımıza sıkıştırdığımız, kendimizle kendimizi değerlendirmemiz mantığa değil, esas orijinal mantık diyebileceğimiz bütünün düşüncesindeki bakış açısı olan mantığa daha doğrusu mantık üstüne çıkabilmektir. Bir anlamda bu döngü, nefsin kendini yineleyen döngüsünü çarmıha teslim etme yani Mesih'le bütünleşmeye geçme ve böylece yeniden anın sonunda kendine bir "altın buzağı" üretmeyecek bir konuma gelmeye bir döngüdür. Aksi takdirde lütufla kurtuluşu gönenme, çoğu zaman anın sonunda kişiyi sürekli olarak kendi içinde kendiyle bütünleşeceği yeni ilahlar üreten bir ilizyonda algılanmaya başlayacaktır. Ve bu durumda da Yaratanla bütünleşme ilizyonunda, o muhteşem ışıma sadece kişi içinde kendi ışıma algısını alıp yansıtması olarak algılanacaktır. Oysa varlık döngüsü içinde amaç, kendini yineleme değil, kaostan ıslaha gerçeğindeki yaratılış döngüsünde, kişinin kaostan ıslaha kendini sürekli olarak her alanda yeni yaşama doğru dönüştürüp değiştirebilmesi ve her adımda biraz daha yenilenerek "karşılıksız veren" Mesih seviyesine,Yaratan suretine dönüşüp değişmesidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder