4 Mart 2013 Pazartesi

DEĞER


                                                                             Değer
           Değer, sürecin algısında ve sürecin kendi olgusu içinde, kendi gelişiminin bir getirisidir. Ve bir anlamda değer, sürecin bende sindirilmişliğinin farkındalık derecesidir. Yani kısacası varlık değerini süreçte tayin eder. Oysa, insan kendi yakın görüş algısında ve içi hep dışa aracı kılmasında,-esasında dış içe aracı olmalıdır-süreci kendi tamlığından ziyade, kendinin tamlığında değerlendirme zafiyetindedir. Ve bu zafiyet dolayısı ile zamanı kendi akışından önce tamamlama ilizyonunu bize taşır. Bu da doğal sonuçtan ziyade, bizi kendi kısır sonucumuza ulaştırır. Ve bu ulaşılan nokta zamanın sonucu değil, benim zorla oluşturduğum ve beni yansıtan kısır sonuçtur. Ve böylesi bir sonuca endekslenmiş bir bakış açışında da değer, doğal olarak sürecin kazanımının aradan çıkarıldığı bir sonuçtur. Ve bu sonuç, sürecin süreçsizliğe terkinde, içinde taşıdığı bütünlüğün çokluğundaki kendi varlığını, tekliğin renksizliğindeki yokluğa teslim edip kendini iptal etmiştir. Yani şöyle ya da böyle bütünlük, kendi zenginliğinin çokluğunu, yani varoluş varlığını ve renklerini renksiz tekliğe indirgemiştir. O zaman artık sürecin yukarıdan aşağıya sürüklediği zengin parçacıkların ışıltıları artık yoktur. Ve var olan sadece küçük bir parçada somutlaşmışlığın renksiz yoksulluğudur. Bu durumda sürecin bütüne taşıyan gücü aslında değeri belirleyen olarak karşımıza çıkar. Ve bir anlamda sürece tabi olmak kainata paralelliktir. Bu paralellikte kalındığı sürece çokluk aslında esas bütünün tekliğidir. Yaratanla form eşitliğidir. Bu süreçte kalınmadığında çokluk değer olmadığı için, değer tekliktir. Fakat bu teklik maddeyi temel alan yakın görüşte renksizliğin ve hareketsizliğin tekliğidir. Ve bu teklik cansızlığa eşliktir. Bir anlamda bu dahi yaşayan can için elbette birşeydir. Ama o anın hissinde ve anın algısında algı ve algının süreçsizlikteki anlık hazzı için birşeydir. Sonuçta ise değersizlik,  değerinde bedene ve dolayısıyla ölüme teslimiyettir. Yukarıyı deneyimleyen bir ışık şahsiyet, böylesi bir değerde ne yengi, ne de yenilgi sesi duyacaktır. Bu noktada duyulan tek şey, değersizliğin değerli kılınmasındaki hareketsizlik durumudur. Ve bu durumda aslında teori ve pratiği ortadan kaldıran, yani Musa'ya tabletleri kırdıran bir durumdur. Teori ve pratiğin denge modu bu noktada tamamen bozulmuştur. Ortada bir görüntü ve  bir ses vardır ama anlam yoktur. Oysa anlam, değersizi değerli kılma ve sadece süreçle kucaklaşabilmektedir. Hatta bu görüntü ve seste ilişki de vardır ama ilişki yengi ve yenilgi olmayan hareketsizliğin hareket sanısından başka birşey değildir. Bu nedenle kutsal yazılarda "vakit tamam olunca" ifadesi adeta önemli bir vurgudur ve Mesih İsa'nın "henüz vaktim gelmedi" ifadesinde de bu vurguyu görebilmek mümkündür.
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder