Sonun Sonsuzda Görünümü
"Başlangıç
ve son Ben'im" kavramında aslında o büyük "Ben O'lanın" ne denli
algı ötesinde bir "Ben O'lan" olduğuna işaret vardır. Ve bu algı
ötesi işaret, doğal olarak kendini ancak algısızlıkta tarif edecektir. Oysa
algılanan sadece var olanda, var olanla algılanabilendir. O zaman,
"Başlangıç ve Son O'lan" aslında "başlangıçsız ve sonsuz
O'landır". Çünkü orada hiçlik ve varlık ancak gördüğümüzün
değerlendirmesinde gördüğümüz kadardır. Oysa görmediğimiz, bizim yetebilirlik
ve yeterliliğimizin, yetebilirlikte ve yeterlilikte hiçbir biçimde etkin
olmadığı bir alandır. Bu durumda görülebilir olan ve bizim yetebilirlik ve
yeterliliğimiz alanı ise sadece "başlangıçta" yaratılan, yani
sonsuzda, o yüceler yücesi Yaratan düşüncede oluşan herşeydir. Ve
"başlangıçta" yaratılmışlardır. "Başlangıç", sonsuz
kavramının somutlaştırıldığı noktadır. Ve "son" yine aynı şekilde
sonsuz kavramının somutlaştırıldığı bir diğer noktadır. Sanki kainat içindeki
karşılıklı ikişerli güçlerin en üst noktadaki açılımı bu iki kelimede her şeye
ikili bir karşıtlık gücü vermektedir. Ve burada özetle söylemek gerekirse
görünen, sonsuzluktan maddeye ışıyan, sadece küçük bir iz düşümünden başka bir
şey değildir. Ama bu başka bir şey, elbette yaşayan her can için ve elbette
bizim için çok şeydir. Bu çok şeyde var olduğumuz nokta, aslında daha önce var
olduğumuz noktadır. Bu nedenle şu an var olduğumuz an, sonsuzda var olan ama şu
anda son olan noktadır. Ve bir anlamda da şu an var olan nokta, aslında daha
sonraki bir nokta için şimdi başlangıç olan noktadır. Ve şu an başlangıç olan
bir nokta ise aslında şimdi için son olan bir noktadır. Bu çizgi üzerinde başlangıç ve son,
başlangıçsız ve sonsuzlukta benim algılarımda başlangıç ve son olandır. Bu
durumda Yaratan, yaratılan kavramını tamamen kavrayandır. Ve bu kavramayı bir
tarif edilemez, anlaşılamaz ve algılanamaz bir giz içinde ama yine de sadece iz
düşümü içinde ve çok küçücük algı kapları içinde ve verilen verilerin
ışımalarında tarif edilebilir, anlaşılabilir ve algılanabilir bir biçimde sonun
sonsuzda görünümü noktasında yapmakta adeta kucaklamaktadır. Bu noktada
yaratılan Yaratan'ı sadece ediniminde bilecektir. Yani edinimlerin netliği,
edinimlerin derinliği çok ama çok önemlidir. Yaratan ise, yaratılanı
sonsuzlukta çoktan bilmiştir. Bütün bunların bir araya gelmesinde insan,
aslında sonsuzluk bilincinde varlığı ile yokluğu çoktan tamamlanmış muhteşem hazinenin
sayısız parçaları içinde sadece sayılamaz çokluktaki zerrelerindendir. Bu
öylesi bir zerredir ki, esasında hem vardır, hem tamdır. Bir diğer açıdan
bakıldığında tem tamdır, ne vardır. Bütün bu olgularda o zaman içselliğin
dorukları bu müthiş olma ve olmama noktasındaki sonsuzda son olma algısındadır.
Bu Mesih'in son sözlerindeki "tamamlandı" kavramında sanki dile
gelmiştir. Çünkü bu algı bize ışığın hiç bir buyruk içermediğini getiren bir
algıdır. İçsel bütün buyruklar sonluluğun sonudur. Oysa evrensel buyruk sadece
sonun sonsuzda görünümüne buyruktur. Esas olan
resmin sonsuzluk içindeki, varlık ve yokluk çekişmesinde yerini aldığı o
küçük parçalardan müteşekkil muhteşem büyüklüğüdür. Bu konumda bize düşen buyruklara
takılıp sonu sonlandırmak yerine, resmin büyüklüğüne bakıp sonsuzu
sonlandırmadaki esenlikte bütünü tamamlamaktır. Bu da elbette buyrukları aşmak
ve aştıkça aşkına ulaşmak ve aşkında ise "başlangıç ve son O'lanla"
başlangıçsızlık ve sonsuzlukta taşmaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder