İnşa Etmek
Işık kaynak varsa ışıktır. Ve ışık maddenin bütün engellemeleri arasında, kendine bulduğu her bir çatlakta yoluna devam etmenin ayrıcalığında hareket eden bir enerjidir. Bu hareketliliğin önündeki en büyük engel, hiç kuşkusuz fiziğin kendi yoğunluğundaki kapatan, ağırlaştıran, özü örten gücünden başka birşey değildir. Aslında bu yoğunluk kendi içinde, var olduğu düşünülen ve düşünüldüğü gibi görülen, oluşturulmuş yoğunlukların aldığı şekillerin, yoğunluk ölçüsünde yoğunluktur. Ve çoğu zaman kendine bir yoğunluk olarak bu yapı, aslında karışık çoklukların yapısıdır. Oysa engelsizlik kavramının belirdiği her bir noktada, aslında ışık kendi enerjisinin katışıksız ve karışıksız sadeliğinde ve kıvrak ve süreklilik prensibinde, esas kaynağında hareket edendir. Ve asla durdurulamayan, yok edilemeyen sadece engellenip üstü örtülebilen ama hala özünde gerçek özünü daima koruyabilen bir hareket edendir. Ve esas ilginç olan bu hareketliliğin kendinden kaynaklanmış olmasına rağmen bir daha asla kendisine dönmemesidir. Ve bütün içinde rolünü böyle oynamasıdır. Bu aslında tam anlamı ile Yaratan düşüncenin yansıması ve Mesihinin üstünde taşıdığı Yaratan düşünce giysisidir. Işık ışır, ışıtır ama ışıtmanın hareket ettirirci o muhteşem enerjiyi geriye kendisine döndürmez. Çünkü zaten ışımasına sebep ışımada ışıyan daha üst bir ışıtanın ışıtmasıdır. Ve bu kaynak, ışımasında zaten aldığını çoktan vermiştir bile. Ve bu ışımanın kaynağında ışıma, aslında artık sonsuzluk yolu üzerinde soyutu somutta inşaadır. Ve bu inşada ışımanın o bağımsız, ama sürekli ve sadelik içinde muhteşem bir hareketlilikle devam eden enerjisi vardır. Ve ışık, işte bu kendi ışımasında, kendini yansıtıp, kendinde gördüğü ve soyutta algı ve algının üstündeki kavramlarıyla mevcut, kainat sarayını inşaa etmektedir. Bu inşada, somutun maddeleştirmesi ve bu maddeleştirmede birbirine çarptırmaların kısa devrelerini oluşturan karışık çokluk görülmemektedir. Bu nedenle ışık, aslında şöyle yada böyle kile üstüne çıkarılmak durumunda olup, aynı zamanda başkalarına evren kapılarını açma görevini yapmak durumundadır. Ama bu hep çokluğun tekliğin bütünlüğüne indiğindeki sadelikte söz konusu olabilecek olan bir durum olarak karşımıza çıkan ve ışığın ışık olduğunun farkında olup, farkındalığında ışık olarak kendine asla paye veremediği durumlar için söz konusudur. "Işığınız insanlar önünde öyle parlasın ki....(üst dünyalarda, üst algılarda yani başka bir ifadeyle madde üstünde Yaratan düşünceyi fark etsinler)"-Mt.5:14-16-. Yani ışığın tamamen aradan çekildiği noktada ışığın esas kaynağını görebilsinler. İşte bu aslında kainatı somutta inşaa algısındaki görüntüsü içinde, soyutta inşaa gerçeğinde inşaa etmeye başlamaktır. Bu nokta, karışık çokluğun dar alan paslaşmasındaki kısa devre ışık yansıtmalarının sıkışmasında ortaya çıkan kısa devrelerin üstüne çıkma noktasıdır. Anlık algılara mahkum arzuların üstüne çıkabilme de ancak bu noktada başlamaktadır. Ve dolayısı ile soyutun, sonsuzluk bilincinde ve sadeliğin algısındaki arzuların sayıca az gibi görünse de gerçek soyuttan ışımasındaki çokluk görüntüsünde işlerliği de bu noktada edinilmiş olmaktadır. Ve bütün bu ışıktan ışığa hareketlilik de hem maddeyi, hem de madde üstündeki manayı inşaa edecek ve "suretimizde insan yapalım" sözünün tam anlamıyla yerli yerine gelmesinde en etkin rolü oynamış olacaktır.
Turgay Hocam,
YanıtlaSilİnşa konusunda Yaratan,bize aslında kendi algılarımızın ne kadar sığ olduğunu hep ispat etmektedir.Yaratan için için yapılan her kilise,cami,havra,sinagog,her türlü tapınma yeri yeterli olmaz.Çünkü bizler zaten yaptıklarımızla yetinmeyiz.Yaratan Babil kulesinin inşasındaki zihniyeti gördüğünde oyunu bozdu.Bugün ülkemizde din konusunda insanların nasıl kullanıldığını da görmüyormuyuz.İnsanların gözü yapılan binalarla,köprülerle,yollarla,konutlarla,sitelerle aldatılmıyor mu?Algılar mermere,kapı kollarının güzelliğine,yolların düzgünlüğüne,asansörlerin düzgünlüğüne indirgenmiyor mu?Yaratan kutsal kitap ta her türlü örneği İsrail ulusu ile bize verdiği halde bizler hala O'na ulaşmada maddeyi kullanmakta ısrar ediyoruz.Bir türlü ruhsal yaşantının sınırlarını kendimizin belirleyemeceğini anlayamıyoruz.Her insanın dünyaya geldiğinde 270 milyon(ortalama)seçenek arasından seçildiğinin,her ,insanın yaratanın suretini yansıttığının bilincinde olmasını sağlayamıyoruz.Bizler de kendimizi, çocuklarımızın geleceğini garanti altına alırken aynı maddesel kaygıları taşımıyor muyuz?İsa Mesih'in ,Babasının yüceliğini bilmeleri ve tüm insanlığı günahtan arındırmak için neler yaptığını sözleriyle,yaşantısıyla biliyorken,hala kendimizi kurtarmaya kendi çabalarımızın yeteceği yanılgısını taşımıyor muyuz?Bu örnekler çoğaltılabilir.Bizler yaşam olarak belki 5000 sene önceye göre daha öndeyiz,ama Yaratanı anlamada 5000 seneye önceye göre daha gerideyiz.Onlar hiç birşey bilmiyorken Yaratan onları eğitmeye çalıştı.Bizler Yaratanın sözleri varken,ders almıyoruz ve kendimiz,Yakup gibi Yaratanla güreşmeye devam ediyoruz.Öğrendiği bir kaç oyunla Yaratanı pes ettirebileceğine inanan o kadar çok insan var ki etrafımızda.Yakup kutsanmak makbul olmak,yaratan önünde kabul görmek düşüncesinde olmak için güreşti.Bizler hala arzu ve isteklerimizin isteri halinde olan yoğunluğunun etkisi altındayız.En güçsüz olduğumuz an,Yaratanın en güçlü olduğu andır.En güçsüz olduğumuz ana kadar alçalabilirmiyiz acaba......
Hocam,sizden aldığım ışığın devamı olmaya çalışıyorum,Rab hepimizi bereketlesin.