7 Mayıs 2013 Salı

OLMAK YA DA!


                                                                   Olmak Ya Da !
            Olmak arzu edilendir. Olmak istenendir. Olmak hep ardı sıra koşulandır. Ama çoğu zaman olmak var olmayana varmak. Ve var olmayanı varmış gibi varsayarak, var olmuş olan gibi görünende kalmaktır. Oysa olmak var olanda, var olana varmaktır. Ve elbette var olan aslında zaten vardır. Var olana varmak aslında varılmış olanı fark etmek, fark edilende ise temellenip kalmaktır. O zaman demek ki sorun var olunanın varlığından haberdar olmamaktır. Oysa çoğu insan için varlık hep varlıktan ötede varlıktır. Yani her şey dıştadır. Dıştaki ise asla içteki değildir. Dıştaki dıştakinin varlığıdır. Ve aslında bendeki değildir. Olmadığı içinde aslında var olmayandır. İçtekinin varlığı ise ancak içtekinin algısında var olandır. Ve algı neyse içteki odur. Oysa içteki algılanan esas içteki de değildir. Ama esas olana en yakın olandır. Her şeye rağmen öyle ya da böyle dış içe, ancak içteki varlıkta açılır. Ve dış ancak iç varsa vardır. Ve hatta dış iç kadardır. O zaman olmak eğer dışta kalana göre ve dışta kalan  bir şeyse şayet bu olmamaktır. Bu olmuş gibi görünendir. Ya da olmuş gibi olandır. Bu nedenle her şeyden önce dışın içe alınmasından ziyade için kendi genişliğini tespiti esasında için dışa açılması esastır. Bu esasta Yaratan düşünce, yaratılanı ve yaratılan düşünceyi  kapsadığına göre, yaratılan önce Yaratan düşünce kapsamında kendi yaratılan düşüncesinde temel bulmalıdır. Yaratılanın kapsamı zaten kapsayan Yaratanın için kapsamasındadır. O nedenle için eksiklerinde tamlığın şekillenmesi vardır. Eksikleri görmüş olmak boşluk yaratmaktır. Ve yaratılan boşluk demek Işığın dolmasına yol demektir. Ve kısacası için boşlukları demek Işığın aktive edilmesidir. Işığın aktivesi ise, için esas boyutlarına kavuşması demektir. İçin boyutlarına kavuşması ise, olmak demektir. O zaman bir başka ifadeyle olmak demek önce içe bakmaktır. İçe bakmaksa bütün bu ifadelerin ışığında görünende görünmeyeni algılamaktır. Bu da öncelikle içi algılamaktır. İçi algılamaksa için ötesinde içi kavrayan ve kapsayan görünmeyene varmaktır. Görünmeyen üsttür ve üst kapsayandır. Üst büyük resimdir. Ve iç üstün ışımasında içtir. O zaman üst ancak gözün kapanmasında gözün gördüğünün arkasında görülendir.  Ve üstün algısı üstte değildir. Üstün algısı altta da değildir. Üstün algısı ancak üstün altla buluştuğu noktadadır. Bu nokta kutsallıktır. Kutsallık ise dengedir. Denge yalnız için kalpte açılması değildir. Denge yalnız için akılda açılması hiç değildir.  Varlık ise zaten duygu ve mantıkta yani kalpte ve akılda anlam kazanır. O zaman denge yani kutsallık bu üç unsurun ortasındadır. Kalp, akıl ve yaşayan canın birlikteliğinin buluştuğu o noktada üst altta açılır. Ve o nokta ilahi sevgi dediğimiz dönüştürüp değiştiren paylaşım ve vermenin ortaya çıktığı noktadır. O nokta kutsallıktır. Ve kutsallık dışı içe çeken ve içle dışı aynı kılan bütünleştiren o en üst noktadır. Yaratan’la “sevgi ve ihsanda” form eşitliği noktasıdır. Ve bu noktada Mesih belirir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder