Kendinde Kalma
Kendinde
kalma, kendine takılmadır. Bu aslında bir çok yaşam için kaçınılmaz bir sonuç
olarak karşımıza çıkar. Yani takılma bir sebep değil sonuçtur. Ve böylesi bir
sonuca varıldığı anda ise, artık yaşamın içinde yaşama karşıt, yaşamı durduran
bir sebep olmaya başlar. Çoğu zaman böylesi bir sonuca yaklaşım aslında kolay
fark edilebilecek bir yaklaşım değildir. Çünkü bizi anlık hazlar küçük
sıçrayışlarla bir yerden bir başka yere doğru taşır durur. Bu sıçramalar
esnasında aslında fark edilmez küçük kabukçuklar oluşmaya başlamıştır bile, ama
fark edilir bir durumda değildir. Çünkü küçüktür. Alma arzumuz aslında yaşamı
ileriye çeken, yaşama enerji veren temel kaynaktır. Bir olmazsa olmazdır. Ama
alma arzumuzu sadece kendimiz için almaya çevirmemiz kabuk oluşumunun başlaması
demektir. İşte yukarıda bahsettiğimiz her anlık hazdaki sıçrayış aslında alma
arzusunun başarısıdır. Bununla birlikte yadsınamaz bir gerçek vardır. Bu gerçek
bizi hayvanlar aleminden ayıran bir gerçektir. Alma arzumuzu potansiyel olarak
kendimiz içine kilitlemek. İşte böyle bir kilitleyişte arzu yavaş yavaş kabuk
oluşturmaya başlar. Yani adeta kanda kolestrol plaklarının oluşumu gibi, alma
arzusunu kendi eksenimiz etrafında kilitlemeye başlamış olmamız, yavaş yavaş
günlük yaşam damarlarımızın etrafında halkalar oluşturmaya başlar. Ve o güne
kadar bir çok sorunun üstesinden gelebilmişken bir yerde takılır kalırız. İşte
o anda artık sıçrama yoktur. Birden bire dünyamız inanılmaz bir karanlık içine
tıkılır kalır. Bu nokta depresyon noktasıdır. Neden böylesi bir karanlık içine
girildiği sorgulanmaya başlar. Burada bir başka yanlışımızda varılan sonucun
son hadise, sorun ya da olayla bağlantılı olduğu yanlışıdır. Oysa daha önce
böylesi sorunlar zaten bir çok kere aşılmıştır. Burada takılıp kalınması
şimdiki sorunun diğerlerinden çok farklı ya da çok güçlü olduğundan değildir.
Ama kişi ister istemez böyle bir yanılgı içindedir. Çünkü artık o küçük kabuk
parçaları büyük bir kabuk oluşturmuştur. Ve kişi kendinde kalmıştır. Kendinde
kalma durumu aslında ister büyük boyutta olsun, ister küçük boyutta olsun
tamamen Işıkla yani Yaratan düşünce ile bağın kopması demektir. Dolayısı ile büyük
resmin kaybolmasıdır. Böyle bir kayıpta artık küçük resim içinde de işlerlik
kalmaz. Çünkü umut kalmamıştır. Burada Işıkla bağ olmaması yaşamın enerji
kaynağı ile bağının kopması demektir. Her şey iyi giderken neden böyle bir
yerde takılıp kalınmıştır? Kişi bu soruyu sormaya başlar ve bu soruyu sorarken
de "neden ben?" şeklinde bir başka soru kişiyi iyiden girdaba çekmeye
başlar. Daha önce de dediğimiz gibi bu aslında hep alma arzusunu "kişinin
sadece kendi bencil istemleri etrafında döndürüp" durmasından ötürü bir
çok olayın, bir çok döngünün, bir çok atlanılmış durumun bir sonucudur. Yani
zaman içinde gelişen, biriken çok önemli bir içsel problemin sonunda dışa
vurmasıdır. Bu durumda aslında o son takılıp kalınılan nokta aslında sorun
değil özdeki sorunların son noktasıdır. Böyle bir durumda yapılması gereken, bu
kendinde takılmadan bir an önce çıkmaktır. Bunun ilk adımı , bu durumun böylesi
bir arka planda sebep değil sonuç olduğu gerçeğini iyi idrak edebilmektir. Yani
bütün depresif durumlar, bütün sıkıntılar, bütün içsel huzursuzluklar, korkular
hep belli bir birikim sürecinde hep içselliğimizde kendimizi tatmini aramada
yanlış bir yol izlemenin ve oldukça ben merkezli hareketin sonucudur. İkinci
adım ise ise hemen bütün bakış açımızı kendimizin dışına çekebilmek ve olumlu
bir bakış ve hizmetle başkalarına yönelebilmektir. Mesela samimiyetle aile ya
da dostlarının sorunları ile ya da onlara yardımcı olmak için kendilerini
ortaya koyan bir çok kişinin daha canlı, daha sosyal, daha mutlu oldukları çoğu
zaman bir gerçek olarak gözlerimizin önündedir. Ve elbette burada üçüncü ve son
adım ise bu adımı seçmeye kararlılıktır. Yani kendine takılıp kalmadaki
karanlığa razı olmayı seçmek ya da bir an önce ışıkla bağı, ışığı yakmayı
seçmek. Karanlığı seçmek her gün yeniden karanlığın karanlık üretmesini seçmiş
olmaktır. Işığı seçmek ise bir günlük
ışığın tamlık ötesi yani günün ötesinde çok günleri aydınlatacağı gerçeğini de
seçmiş olmak demektir. Gün be gün karanlık mı yoksa bir gün bile seçilen ışığın günlerce
yetebileceği gerçeğinde gün be gün ışığı seçmek mi?
Harika olmuş Hocam yüreğinize sağlık sayenizde hayatımız değişiyor geçmişten kurtulup yaratanın o muhteşem ışığının alıp yürümek hepimizin yolu açık olsun
YanıtlaSil