21 Kasım 2013 Perşembe

KENDİNDE KALMA


                                                           Kendinde Kalma

                      Kendinde kalma, kendine takılmadır. Bu aslında bir çok yaşam için kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkar. Yani takılma bir sebep değil sonuçtur. Ve böylesi bir sonuca varıldığı anda ise, artık yaşamın içinde yaşama karşıt, yaşamı durduran bir sebep olmaya başlar. Çoğu zaman böylesi bir sonuca yaklaşım aslında kolay fark edilebilecek bir yaklaşım değildir. Çünkü bizi anlık hazlar küçük sıçrayışlarla bir yerden bir başka yere doğru taşır durur. Bu sıçramalar esnasında aslında fark edilmez küçük kabukçuklar oluşmaya başlamıştır bile, ama fark edilir bir durumda değildir. Çünkü küçüktür. Alma arzumuz aslında yaşamı ileriye çeken, yaşama enerji veren temel kaynaktır. Bir olmazsa olmazdır. Ama alma arzumuzu sadece kendimiz için almaya çevirmemiz kabuk oluşumunun başlaması demektir. İşte yukarıda bahsettiğimiz her anlık hazdaki sıçrayış aslında alma arzusunun başarısıdır. Bununla birlikte yadsınamaz bir gerçek vardır. Bu gerçek bizi hayvanlar aleminden ayıran bir gerçektir. Alma arzumuzu potansiyel olarak kendimiz içine kilitlemek. İşte böyle bir kilitleyişte arzu yavaş yavaş kabuk oluşturmaya başlar. Yani adeta kanda kolestrol plaklarının oluşumu gibi, alma arzusunu kendi eksenimiz etrafında kilitlemeye başlamış olmamız, yavaş yavaş günlük yaşam damarlarımızın etrafında halkalar oluşturmaya başlar. Ve o güne kadar bir çok sorunun üstesinden gelebilmişken bir yerde takılır kalırız. İşte o anda artık sıçrama yoktur. Birden bire dünyamız inanılmaz bir karanlık içine tıkılır kalır. Bu nokta depresyon noktasıdır. Neden böylesi bir karanlık içine girildiği sorgulanmaya başlar. Burada bir başka yanlışımızda varılan sonucun son hadise, sorun ya da olayla bağlantılı olduğu yanlışıdır. Oysa daha önce böylesi sorunlar zaten bir çok kere aşılmıştır. Burada takılıp kalınması şimdiki sorunun diğerlerinden çok farklı ya da çok güçlü olduğundan değildir. Ama kişi ister istemez böyle bir yanılgı içindedir. Çünkü artık o küçük kabuk parçaları büyük bir kabuk oluşturmuştur. Ve kişi kendinde kalmıştır. Kendinde kalma durumu aslında ister büyük boyutta olsun, ister küçük boyutta olsun tamamen Işıkla yani Yaratan düşünce ile bağın kopması demektir. Dolayısı ile büyük resmin kaybolmasıdır. Böyle bir kayıpta artık küçük resim içinde de işlerlik kalmaz. Çünkü umut kalmamıştır. Burada Işıkla bağ olmaması yaşamın enerji kaynağı ile bağının kopması demektir. Her şey iyi giderken neden böyle bir yerde takılıp kalınmıştır? Kişi bu soruyu sormaya başlar ve bu soruyu sorarken de "neden ben?" şeklinde bir başka soru kişiyi iyiden girdaba çekmeye başlar. Daha önce de dediğimiz gibi bu aslında hep alma arzusunu "kişinin sadece kendi bencil istemleri etrafında döndürüp" durmasından ötürü bir çok olayın, bir çok döngünün, bir çok atlanılmış durumun bir sonucudur. Yani zaman içinde gelişen, biriken çok önemli bir içsel problemin sonunda dışa vurmasıdır. Bu durumda aslında o son takılıp kalınılan nokta aslında sorun değil özdeki sorunların son noktasıdır. Böyle bir durumda yapılması gereken, bu kendinde takılmadan bir an önce çıkmaktır. Bunun ilk adımı , bu durumun böylesi bir arka planda sebep değil sonuç olduğu gerçeğini iyi idrak edebilmektir. Yani bütün depresif durumlar, bütün sıkıntılar, bütün içsel huzursuzluklar, korkular hep belli bir birikim sürecinde hep içselliğimizde kendimizi tatmini aramada yanlış bir yol izlemenin ve oldukça ben merkezli hareketin sonucudur. İkinci adım ise ise hemen bütün bakış açımızı kendimizin dışına çekebilmek ve olumlu bir bakış ve hizmetle başkalarına yönelebilmektir. Mesela samimiyetle aile ya da dostlarının sorunları ile ya da onlara yardımcı olmak için kendilerini ortaya koyan bir çok kişinin daha canlı, daha sosyal, daha mutlu oldukları çoğu zaman bir gerçek olarak gözlerimizin önündedir. Ve elbette burada üçüncü ve son adım ise bu adımı seçmeye kararlılıktır. Yani kendine takılıp kalmadaki karanlığa razı olmayı seçmek ya da bir an önce ışıkla bağı, ışığı yakmayı seçmek. Karanlığı seçmek her gün yeniden karanlığın karanlık üretmesini seçmiş olmaktır. Işığı seçmek ise  bir günlük ışığın tamlık ötesi yani günün ötesinde çok günleri aydınlatacağı gerçeğini de seçmiş olmak demektir. Gün be gün karanlık mı yoksa  bir gün bile seçilen ışığın günlerce yetebileceği gerçeğinde gün be gün ışığı seçmek mi? 

1 yorum:

  1. Harika olmuş Hocam yüreğinize sağlık sayenizde hayatımız değişiyor geçmişten kurtulup yaratanın o muhteşem ışığının alıp yürümek hepimizin yolu açık olsun

    YanıtlaSil