28 Kasım 2013 Perşembe

SONU SORGULAMA

                                                                  Sonu Sorgulamak

            Çoğu zaman bizim son algımız aslında kelimenin tam anlamı ile bizim son algımızdır. Yani kısıtlı ve sınırlı görüş alanımızda sonu son olarak değerlendirmemizden kaynaklı bir bakış açısıdır. Oysa gerçekten her son gördüğümüz noktada "sonu" sorgulamak aklımıza bile gelmez. Çünkü o nokta bizim için bitmişlik noktasıdır. Oysa bitmişlik noktası aslında yeni bir başlangıç noktasıdır. Yani durup dururken son gelmediği gibi, sürekli bir döngü içindeki yaşam için de son, aslında belli bir süreklilik içinde bir takılma noktasından başka bir şey değildir. Bu takılma noktasında, ya kendimiz kendimize bir son tayin edip son olduğuna karar veririz ya da gerçekten süreç içinde o sürecin içinde bulunduğumuz seviyesinin bitmişliğinde kendimizi yeni bir seviyeye teslim  ederiz. Fakat biz bizdeki sürekli sınırlıya endeksli bakış açımızda genelde kendi sonumuzu tayini tercih ederiz. Yani "sonu" sonla değerlendiririz. Bu ise üst Işık bağımızın kopmasıdır.  Çünkü bu durum kara ışıkla yani adeta ultra viole ışığı ile baş başa kalmamız demektir. İlginçtir. Bu ışık bildiğimiz gibi aslında hava bulutluyken de ve hiç yanma ihtimalimiz yokken de bizim yanmamıza neden olan bir ışındır. Ve bu ışın insan için zararlı bir ışındır. Demek ki, bizimde aslında kendi sınırlılığımızda kendimize tayin ettiğimiz sonumuza takılıp kalmamız bir anlamda yanmayacağımızı düşündüğümüz bir havada kendimizi farkında olmadan yanmaya maruz bırakmamız gibidir. Ama işin aslı farkında olmadan kendimizi zararlı ışığa tabi kılmış olmamızdır. Yani burada bir ruhsal yanış söz konusudur. Zaten bir çok kişinin bildiği o meşhur Adem-Havva öyküsünde aslında yılanın yaptığı da budur. Yani içsel karşıtımız, egomuz tayin ettiğimiz herhangi bir sonda bizi birden bire sıçramaya ve bu sonu atlamaya yönlendirir. Ve bunu yaparkende aradan olmak için gerekli süreci kaldırır. Yani anlık bir tatminle, bizi döngü içinde kendimize kilitler ve süreci bir kenara bıraktığımızda artık her şey doğrudan kısıtlı ve sınırlı görgü ve algımız içinde bize kalmıştır ve bu algı içinde de kendi gücümüz hep takılır kalır. Son ve anlık haz ile  "olma" sürecini hızlandırdığımızı sanırız, ama bir daha son gelir. Hemen anlık hazzın verdiği haz algısı geçer geçmez ve bir daha gayretle yeni  bir anlık haz çaresi ararız ve yine yeni bir son.. O zaman son bize gerçekten son olmaya başlar hem de süreklilik içinde bir son. Bu da karşıtımın bize oluşturduğu ilizyondan başka bir şey değildir. Ama bu durumla, sanki kendi kendimize uydurduğumuz anlık hazlar içinde, sonu gelmeyen bir tatminsizliğin sonumuzu getirdiği algısında, kendimizi sürekli olarak kendimize kitler ve sonrada bütün dünyayı suçlamaya başlarız. Oysa sürece müsaade etmemiz ve sonun son olmadığını görmemiz esas olmalıdır. Çünkü aslında sürekli hareket halindeki döngüsel sistemde aslında son yeni başlangıçlaradır. Bu nedenle Mesih İsa, net olarak bize "içimizdeki ışığı" söndürmememiz konusunda bir uyarıda bulunmakta  ve hatta "ışığın kararmasının" kötülüğüne işaret etmektedir. Işığın kararması, faydalı ışınların ultra viole gibi zararlı ışıkla yer değiştirmesinden başka bir şey değildir. O zaman sonsuzluk yolcuları olan Işık çocuklarına düşen bu yolculuğun gerçekten sonsuza olması ve sonsuzun içinde hareket ederken, sonsuzun da içimizden geçmesini sağlamak için "sonu sorgulayabilenlerden" olabilmektir. 

1 yorum:

  1. Hayatın içine o kadar çok takılıyoruz ki sonun son olduğunun bile farlında değiliz kendi ışığımızı kendimiz karartıyoruz sora da suçlayacak kişiler ararız ve hep bu son bu son diye kendimizle konuşuruz ama bu son neyin sonudur hiç sormayız .Dediğiniz gibi aslında son yeni başlangıçtır içimizdeki ışık hiç sönmesin sonsuzluk yolcuları olarak yollarımız acık olsun .Elinize Yüreğinize sağlık Hocam .

    YanıtlaSil