Verinin Gücü
Benim algılarımın, hissedişlerimin dışına doğru yürüyüp,
kendi rızam için kendimden çıkmış olma ve çıkılmış olan o noktada durabilmek
aslında beklemeyi bilmektir. Beklemek, bir anlamda ileriyi görmeye yol açmak ve
elbette böylesi bir arzu uyandırıp beklemenin getirisinde de bir anlamda
geçmişten geleceğe bağ kurmak demektir. İşte böylesi bir ileriye dönük
bekleyişte hem geçmişten geleceğe doğru beni ilerleten bağın gücünde, hem de bu
bağda geleceği bana çekmenin bilincinde, bir güç oluşur. İşte böylesi bir
güçte, artık görünen görünme niteliğini ardındaki görünmeyen gerçeklerine doğru
geçişken kılar. Ve görünen görünmeyeni ile birlikte görünür olmaya ve kendi
sebeplerini bekleyene doğru taşımaya başlar. Bu bekleme esnasında bir anlamda
iç dışa arzusunu sunar ve dış içe kendi arzusunu sunar. Böylesi bir geçişte
diyalog vardır. Ve bu diyalogda da hiç kuşkusuz veriler vardır. Veriler aslında
öncelikle tekil görünümlüdürler. Oysa kainat yaratılışı sistemi içinde tekil
görünen her şey kendi içinde çoğuldur. Çoğul görünen her şeyse yine aslında
tekilde bir bütünün ifşasıdır. Bu nedenle kendinden kendi rızası için çıkmasını
bilen kişi, bir anlamda beklemesini bilen kişidir. Bu bekleme bir nasip beklemesi
değil, bu bekleme bir arzu beklemesi olduğu için veri, bu noktada netleşir.
Netleşen veri önce tektir. Ama aslında veri kendi çokluğu ile gelir. Kainatın
temel prensibi olan üç temel sütun prensibi bir anlamda her veri için
geçerlidir. Yani her bir verinin hem negatifi, hem pozitifi, hem de denge
unsurunu oluşturacak bir orta sütunu vardır ki bu sütun durdurma enerjisidir.
Bu bir verinin içeriğidir. Bu yukarıda da dediğimiz gibi aslında kainat
prensibidir. Fizikte böyledir Atomda proton, elektron ve netron olarak
mevcuttur. Yani proton pozitiftir. Elektron negatiftir ve netron ise dengeyi
sağlayan, gerekli durdurmaları gerçekleştirendir. Acılar yolunda olan her bir
insan için veri salt veridir. Ve gücü sadece fizik görüntüsü içinde mevcuttur.
Oysa mana yolunda olan samimi bir Mesih talebesi içinse veri aslında daima
çoğuldur. Yani üç boyutlu halde gelir. Yani insana kainat içinde ulaşan her bir
veri aslında kainat prensibi gereği böyle gelmektedir. Ama ne yazık ki, bir
çoğumuz için bu prensip kendi fizik ve madde algımız içinde sınırlı ve kısıtlı
görüşümüzde sadece fizik ve maddede algılanır. Dolayısı ile bizi şekillenmeye,
üst forma doğru taşımaya gelen veri alt veri algısı içinde erir gider. Demek
ki, kişinin kendi alma arzusu içinde düşmüşlüğünden yeniden Yaratan suretine
dönüşmesi olgusunda verilerin rolü vardır. Yani onlar olmaksızın bu şekillenme
gerçekleşemez. Bu da bize olduğumuz yerde kendi acılar yolumuzda dönüp durmamız
demektir. Oysa kendi rızası için kendisinden çıkan ve aynı zamanda geçmiş ve
gelecek bağı içinde şimdi büyük bir beklenti içinde ileriye doğru bakıp
bekleyen için veri bu kişiyi
şekillendirmek için geldiğini gösterecektir. Ve bekleyen veriyi
algılayan olacağı için verinin üçlü içeriğini de daha ilk andan itibaren fark
edebilecektir. Bu bağlamda her bir veri kendi içinde bir iyileştirme melekesi
taşımaktadır. Bununla birlikte mana yoluna geçerken içimiz acıyarak geride
bıraktığımız ve şimdi iki katıyla karşılık göreceğimiz eski bağlarımızın
yargıları da bu verinin içinde kendi yerin almaktadır. Yani verinin bir boyutu
pozitiftir. Şifadır. Bir boyut ise negatiftir. Yani bıraktıklarımızın bir daha
etkisinde kalmamak için bir yargı sistemi getirir. Bunlarla birlikte veri
içinde daima orta sütun ileriyi bize sunmak için vardır. O müjdedir. Müjde,
bize her veri içinde açılan mantık üstü imanda geleceğin bugünde umutla
açılmasıdır. Burada tamamen Yaratanla bütünlüğün en üst derecesi Mesih seviyesi
vardır. Yani her bir veri aslında kendi rızası için kendinden çıkıp dışarıda
yani bedenin ve egonun terkinde bekleyiş içinde böylesine bir çoğul halde
kişiye gelir. Ve artık binlerce veri kişide farklı açılmaya ve kişide yepyeni
bir form oluşturmaya başlar. Artık şarap yani belli bir dönüşüm ve değişim
döngüsnün getirdiği tamamen olmuşluk, yani manada yepyeni bir yaşam ve bakış
açısı gerçeği yepyeni bir tulumda yani yenilenmiş bir fizik ve madde
algısında kendini ifade etmeye başlar.
Alma arzusu aslında doğaya zıtlıktır. Ve insanın varlığı, surete yürüyüşü bu
zıtlıkları daima islah eder durumda olmaktır. Bu algı yerli yerinde olduğunda
suret bütündedir. Ve Mesih ifşa olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder