Bağ Kutusu
İnsan düşüncesi çoğu
zaman kendi yapısı içinde oldukça büyük bir kutulama sistemine
sahiptir. Yani dışarıdan gelen her türlü veri adeta otomatik
olarak düşünce yapımız içindeki dosyalama sistemlerine
dağılırken oldukça daraltılır ve üstüne üstlük o veriye en
yakın olduğu düşünülen kutu içine adeta sürüklenir. İşte
böylelikle düşünce yapımızdan başlamak kaydı ile bir anlamda
yer yüzündeki bütün anlayışımız, algımız hep kendimiz
içinde kategorize edilmiş hallerde değerlendirmelere tabidir. Yani
bir anlamda bizler kutular içinde, kutulara göre tayin edilmiş
algı ve sınırlar içinde yaşamaya kendimizi mahkum eder dururuz.
İşin kötüsü böyle bir mahkumiyetten nasıl kurtulacağımızı
ve dahi kurtulmuş olsak bile böylesi bir kutu dışı durumda nasıl
bir yaşam sürebileceğimizi bir türlü bilemeyiz. İşte böylesi
bir umutsuz algı içinde de doğal olarak kendimizi tam bir
teslimiyetle kutularımıza daha da çok dahil etmek suretiyle,
yaşadığımız ilizyonunda var olmuş bir yaşama teslim ederiz.
Aslında yaşam içinde yaşadığımızı sandığımız bu alan dar
alanımızdır. Kutular kaçınılmazdır. Ama kutuların bağları
ile bağlanmak sadece alta göre yaşamı değerlendirmektir. Oysa
kutuların içindeki mevcut bağların üstünde kutulara hükmederek
ve hatta kutuların varlıklarını inkar edememe gerçeğinde
kutuları kurtuluş bilincini oluşturmakta bir araç, bir merdiven
olarak kullanabilmek mümkündür. Bunun için potansiyalin
farkındalığı esastır. Yani evet, yaratılmış sistem her şeyi
kategorize ederek algılamamıza yol vermiştir. O zaman bu algı
yolu bir yol olarak kullanılmak içindir. Bu yol içine girip
tıkılıp kalmak ya da bize sunulan her veriyi o kutu içinde
dönüştürüp değiştirerek kutunun içindeki bağlara entegre bir
hale getirmek değildir. İşte bu noktada kutu içinde işlemesi
gereken potansiyal ancak aksiyon ile, yani kutunun daha içinde
aksiyona, bir anlamda “yürü ve konuş” kavramına dönüşene
dek uğraşmak esas olmalıdır. Yani niyet, arzu ve uygulama
arasında bir boşluk bırakılmaksızın her iki tarafında ahenk
içinde niyet ve uygulama sıralamasında düzenli işlemesi
gerekmektedir. Çünkü ancak böylesi bir işle, kutuların içlerini
bir anlamda kaplar misali ya da kabı ışığa çevirme misali, bu
kez potansiyalde kutuyu ışığa çevirebilecektir. Ve dolayısı
ile bu durum, kutucuk düşünce ve algı sistemlerinde ışımalara
yol açacak ve bu ışımalar potansiyal ve aksiyonu yaşam
mucizelerine çevirecektir. Bu kavramda “yürü ve konuş”
esasında ilerleme ve düşünme fonksiyonları sürekli asıl ve
suret, kaynak ve ışıma, güneş ve ay modelinde bir birlikte
hareket bütünlüğünü de bize sunmuş olmaktadır. Bu denizleri
aşmadan ya da dağları denize yürütmeden önce, atılması
gereken esas adım olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani biz
öncelikle kendi dar alanımızda yani kutumuzda bağlardan
kurtulmayı öğrenmemiz gerekmektedir. Bu da kutunun içine her ne
kadar insan evladı olarak girmiş isek o kutu içinde oturup
düşündüğümüzde aslında üstten alta açılmış kaplar ve
algılar olmamız hasebiyle aslında Yaratan evladı olarak
yaratılmışlığımızın gerçeğini o kutu içinde düşünüp
edinmemiz kaçınılmaz olmalıdır. Çünkü bir noktada kutu
içindeki bağlar insan evladını bağlayabilen bağlardır. Çünkü
eğilim maddeye olan maddi yapı içinde yer alan ve dar bakış
açısında kendi emniyeti içinde algılarını işleten insan için
bağlar bağdır. Ama eğilimini manaya daha doğrusu yaşam ağacına
doğru çekmeyi başarabilen ve meshedilmişi kendi içinde kendi
sınırlarında da mesh ederek kendine Mesih seviyesi algısı olarak
bir kurtuluş bilinci oluşturan kişi için ise yani daha doğrusu
bu farkındalıkta olmayı yakalamış olan bir Yaratan evladı
içinse bu kutu içindeki bağlar özgürlüğe nedendir. Yeter ki,
yaşamı ilizyonundan esasına çevirmede yaşamımızı halı
hazırda terörize eden bütün ağaç, taş ya da benzeri engelleri
sadece oldukları halleriyle görebilmeyi becerebilelim. İşte
böylesi bir ayıklama ve seçebilme becerisinde aslında yalnızlık
benzeri her bir olumsuz hal ve durum dahi olumsuz hal ve durum
olmaktan çıkarak bize esaslı birer yaşam aracı olacaklardır.
Burada eğer iyi gitmeyen herhangi bir şey varsa aslında bu
kainatın bana işaretidir. Adeta yaşam ödevimde eksiklerin olması
gibidir. İyi ödev yapan kişi kutu bağlarında takılıp kalmadığı
için iyi gitmeyeni de dönüştürüp değiştiren kişidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder