11 Ocak 2014 Cumartesi

YAŞANMAYAN YAŞAMLAR


                                                               Yaşanmayan yaşamlar

            Şüpheler varlığın, var oluşun bir anlamda kaçınılmaz negatifleridir. Varlığımızın bütün kabukları, bütün ilizyonları ve dolayısı ile bu kabuklar ve ilizyonlar üzerinde sürekli ürettiklerimiz ve üretmeye devam ettiğimiz kabuklarımız ve ilizyonlarımız bizi daha da ziyadesiyle şüpheler denizine doğru taşıyıp durmaktadır. Ve şüphelerin varlığında hayat dünü yarına, yarını yeniden bugüne taşıyıp devşirip dururken arada kaybolan gün ve dolayısı ile yaşanmayan yaşamlar vardır. Yaşanmayan yaşamlar, aslında yaşanıyor sanısı içinde bir başka karmaşa bir başka kargaşayı da beraberinde getirir. Artık böylesi bir yaşam algısı içinde algılayan da algılanan da sadece hayaldir. Beklenilen ve beklendiği sanılan da bir hayaldir. Ve hayal bizi sadece gölgelerin peşinde koşmaktan öteye taşıyamadığı gibi, gölgeleri de elde edemeyişin getirdiği karamsarlık içinde haz alma ile almama arasında değerlendirmeye çalıştığımız düşüncelerimizde, haz alıyormuş gibi davranmanın getirdiği iki yüzlülük içinde, bizi seçimler arasında hareketsizlik haline taşır durur. İşte o hareketsizlik hali çoğu zaman bizim tamamen donma ve durma halimizdir ki, orada kendi kaosumuzun döngüsünde döner durur ve hatta bazı zamanlar kendi rutinimiz içinde dahi hareketsiz olduğumuz kanısına varırız. Oysa bazen korkularımızın, kaygılarımızın, kuşkularımızın ve dolayısı ile bunların bağlı bulunduğu binler olumsuz bakış açılarının bizi taşıdığı şüpheler denizi kıyısındaki halimiz bize yaşamın esas bu noktada başladığını kanıtlarcasına düşünmeden bizi hareket ettiren olacak tek itiş gücü olarak orada durup durmaktadır. Ve zaten bütün bu olumsuzlukların aslında üstün verisi görüldüğünde ve yerli yerinde karşıtlarıyla birlikte algılandığında hep yaşamımızda önemli itiş gücü oluşturan, enerjimize enerji katan önemli yerleri ve değerleri vardır. Yeter ki, bizler bütün bu bakış açılarımızın, kabuk ve ilizyonlarımızın ve bütün yanılsamalarımızın temelindeki esas tohum aşamasına inebilmiş olalım. Daha doğrusu bütün bu olumsuzlukları yaşamımız üzerine yönetici, hakim kılan o kök problemi görebilelim. Bu elbette çoğu kişi için kendi rutin yaşamının baş döndürücü hali içinde oldukça zor bir durumdur. Aslında o kök problem ne yazık ki, "yarın" kavramıdır. Çünkü korku, kaygı, kuşku ve dolayısı ile şüpheler hep yarının bilinmesi arzusunda bizim karşımıza dikilen ve yaşamı bize bir iğneli fıçı haline getiren tek esaslı kök problemdir. Maalesef bu gerçek hepimi için geçerli adeta bir olmazsa olmaz problemdir. Bu nedenle Efendimiz Mesih "bırakın yarının kaygısını yarın çeksin" demektedir.. Bu problemde aslında kainatın bütününün üzerimizde verilerini görmenin ortadan kalkması esası vardır. Çünkü gün aslında elimize verilmiş bir değer ve hem de içinde kainat potansiyalini ve verilerini taşıyan bir değerdir. Bu nedenle Mesih İsa'nın "gündelik ekmeğimizi ver" şeklindeki yönlendirişi çok önemli bir yönlendiriştir. Çünkü bu değer biz de herşeyde olduğu gibi "kaybetme korku, kaygı ve kuşkusu içinde" değerlendirilme kaydına geçer ve dolayısı ile böylesi bir negatif gün değerlendirmesinde bırakın günü evrensel verileriyle algılamayı, günün bir değer olduğunu bile algılamada bir aciz olma vardır. Ve böylesine bir acziyet içinde ise devreye dün ve dolayısı ile henüz gelmemiş ve işlenmemiş yarının işleyişi devreye girer. İşte insan şüphelerinin temeli de burada atılmış olur. Artık bu insan dünü yarında ve yarını bugünde ajandalayarak yaşamaya başlar ve artık gün bitmiştir. "Gün içinde manna yani gökten verilen ekmek" toplaması gerçeği ortadan kalkmış, dolayısı ile "üst akla tutunma" iptal edilmiştir. Böylesi bir yalnızlık ortamı sadece şüphelerin çevirdiği bir ortamdır. Günün değer ve verileri, var oluş gerçeğinde bizim hayrımıza dünü ve yarını bugüne sığdırmama gerçeğindedir. Çünkü aslında bilinmezlik bilinirliğin hayrına bilinmezliktir. Bu nedenle biz esasında bugünü keşfettiğimizde ve bugünün değerini bilerek verilerini "göksel ekmeğini" topladığımızda dünün ıslahında yarının bereketliliğinin temelini oluşturmuş oluruz. O zaman şüpheler denizinin yarılması gerçeği ve kuru toprakta yaratılmışlık esasında toprak olma özelliğinde  yürüyen bir insan karşımıza çıkar. Burada böylesi bir adımı atma ancak yukarıda bahsettiğimiz büyük resimde önümüze gelen küçük resim gerçeğini olduğu gibi görüp, cesurca durum farkındalığında harekete geçme bilinci ile söz konusudur. Biz büyük resmi biliyoruz dediğimiz anda dün ve yarını bugüne yani mevcut gerçekliğe taşıdığımızda ise takılıp kalmaya da yol açmış oluruz. Oysa yaşamı yaşamak bugünün değerinde ve verilerindedir. Ve unutulmaması gereken bilgisayara girilen verilerin hep bilgisayarı sınırlandırması örneğidir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder