Nokta Atışı
Hiç
kuşkusuz bütün ancak bütün içindeki yerinde bütünlüğünü tamamlayan bir
gerçekliktir. Yani bütün parçada algılanamaz ve bütün diğer bir tarafta
görünenle her ne kadar ifade edilmeye çalışılsa da, aslında görünmeyende ifade
edilebilmektedir. O zaman bütün bunların ışığında bütün ile parça kendi
gerçeklerinde vardır. Ama bütün parçayı kapsadığına göre parçadan bütüne
gitmekten ziyade, bütünden parçaya inmekte akış esasını göstermektedir. Yani bu
bir anlamda "bana neler oluyor?" sorusu ile "acaba benim için
yine neler oluyor?" sorusu arasındaki farkın çok açık bir biçimde idrak
edilip algılanmasıdır. Birisi yukarıdan aşağıya bir akış, görünmeyen üst
kaynağın görünen alta kendini ifade edebilmesine yol, bir diğeri ise görünenin
yani altta olan sadece yansıtıcı nitelik sahibi bir dar alanın üste kendini
açma gayretidir. Aslında insanlık artı ve eksi olan bu iki işletim sisteminde
işleyip durmaktadır. Bizler gün içinde, hatta bazen saatler içinde, hatta
dakikalar arasında bu iki işletim sistemi arasında gidip geliriz. Ama bütün
dünyaya baktığımızda çoğunlukla algımız hep görünende yani parçada olduğu için
hep altın üste ifadesi esas sahnede yer alan gerçeğimiz olarak karşımıza çıkar.
Bu da her zaman "nokta atışına" maruz kaldığımızın en açık
göstergesidir. Nokta atışı, her gün, bazen her an maruz kaldığımız bir atıştır.
Ve bizi en önemli idari merkezimiz olan kalbimizden vurur. Bu vuruş oldukça
sinsi, oldukça etkin ve oldukça hızlı bir negatif vuruştur. Sanki bu görünmeyen
bir kurşuna benzemektedir. Bu görünmeyen kurşun aslında küçücük bir söz,
küçücük bir eylem, küçücük bir düşünce zerresidir. Ve bizi en yaşamsal
noktamızdan vurur. O öylesine etkin bir vuruştur ki, kişiyi içten inandığı
bütün temel değerlerden ayırır ve kişiyi, kendisinin dahi normalde kabul
edemeyeceği noktalara getirir. Bu etkin nokta atışı, çoğu zaman nokta atışını
yapan yada yapanlar için değil ama nokta atışına maruz kalanlar için büyük bir
felakettir. Çünkü sıradan halleri ile insanlar yaşam için "sebep" olup
yaşamı "suret" çizgisinde ve hatta "Sevgi ve İhsan"
çizgisinde götürme gayretindeyken birden bire "sonuç" oluvermiş
olurlar. Sonuç olmak durmaktır. Sonuç olmak takılmaktır. Sonuç olmak
"duruyorum zannedenin düşmesidir". Bu artık ürün verememektir. Oysa
yaratılan Yaratan'da kendi sınırlı varlığı ile yaratan olması için
yaratılmıştır. Ama dünyada bir çok yaratılmışlık tablosu üstündeki insan, hep
kendi akıl ve mantık algısında, başkalarının düşünceleri ile uğraşma ve
sindirme kaygısında, başkalarının sonucu olup, akıllarını yüreklerini harekete
geçirirken negatif nokta atışı yapan binlerce etmenle birden bire yürekleri ile
akıllarını yönlendirmeye ve daha da hızlı bir biçimde sonuç olmaya ve hatta
orada maddede manalarını öldürmeye meyletmiş durumdadır. Oysa esas Mesihi
düşünce dediğimiz "Yaratan sureti olmaya" yakışan bir düşünce
algısında yani kalpte yaratılmışlığın o en olumlu algısında akıllarını olumluda
yönlendirenler olarak yaşama yaşam sürmeye, bol yaşamı yaşamaya her gün ayık ve
uyanık olmak için dünyadadırlar. Aksi takdirde insanlık, kendi mantık yürütmesi
ile nokta atışlarının itişlerinde sürekli maddeye ve getirilerine açık alan
olarak kalacaktır. Ve bu konumda asla birer yaratılış mirasçısı
olamayacağı gibi bir gün hiç bir
farkındalık emmaresinden nasibini almamış mirasyedi olarak kendi ilizyon
dünyası, geçmiş takıntısı, gururu, endişesi ve korkuları ile hiçlik içinde
yokluğa teslim olacaktır.
Senin sen benim ben olduğun da zaten hedefi vurmusun demektir nokta atışını tamamlamış surete ve çizgini çizmiş belirlediğin noktaıy bulup Yaratanın o muhteşem karşılamasında 7 madesine ulaştın demektir .Yaratanın muhteşemliğinde korku endişe takıntılar hepsi siliniyor Hocam yüreğinize sağlık çok güzelolmuş Nokta atışı
YanıtlaSil