26 Haziran 2013 Çarşamba

SONSUZLUĞA ÖLME

                                                            Sonsuzluğa Ölme
                   Sonsuzluğa ölme aslında yaşamdan ölümü kaldırmadır. Ölümü kaldırma denildiğinde hep akla gelen insanın ölümsüzlük arama gerçeğidir. Yani ölümsüzlük aslında kaybın derin ızdırabı içinde, olması istenilen, ama hiçbir zaman olabilecek olmayan bir büyük yanılsama olarak bize tarif edilmektedir. Bu bu şekilde algılanır. Bir tarafta dinsel yaklaşımlar, bunun böyle olmadığını ve esasın ölüm sonrasına hedeflenmeyi gerektirdiğini irdelerken, dinsel yaklaşımların dışında olanlar ise ölümsüzlüğü bir anlamda özlemekle, istemekle elde edilebilecek bir gerçeklik ya da tamamen eski dönem efsanelerinin bir sonucu olarak değerlendirme gayreti içindedirler. Ama bütün bunların dışında bir başka gerçeklik ise, aslında insanın daha önce karşılaşmadığı, ya da kavramı kendi varlığında olmadığı bir gerçekliği bir türlü aklına getirememesi gerçeğidir. Aslında bir de bu olguya bu boyuttan bakmakta büyük fayda vardır. Mesela, “bardak” dediğimizde zihnimize gelen şekil var olandan hareketle, var olanın zihnimize anında ulaşmasıdır. O zaman bir diğer anlamda ölümsüzlük arzusunun varlığı da bize, aslında var olan bir kavramın zihnimize kendisini yansıtmaktan başka bir şey değildir. Bununla birlikte çoğu zaman ölümsüzlük, bedenin ölümsüzlüğü ya da yaşamın şu anda yaşadığımız şekliyle devamı ya da devamsızlığı şeklinde bir tartışmayı da hep bize taşıyıp durmaktadır. Oysa neden bir başka paralel boyuta sıçramanın getirdiği herhangi bir yaşam tarifinin devamlılığına ölümsüzlük adı veyahut tanımı verilmiş olmasın? İşte böylesi bir algı içinde ölümsüzlük, aslında yaşayan ve sürekli bir döngü içinde belli kıvrımlarla, paralelden paralele dönüşerek, sürekli olarak zaman üstü bir kavramda ilerleyen bir gerçeklik olarak karşımıza çıkar. Yani ölüm, aslında var olan varlığın, yine varlık için de var olur bir biçimde yokluğundan başka bir şey olmamakla birlikte, aynı zamanda döngüsel bir sistem içinde ve süreklilikte Yaratan düşüncede belli bir hareketlilik halidir. Hareket hali olmakla birlikte bir anlamda hareketsizliğin hareketidir de denilebilir. Böylesi bir tanım içinde o zaman ölüm, aslında bedenin ölmesi ya da ölmemesi değil, kişiye göre kişinin kendi varlık algısının an içinde yok olmasıdır. Ve bu aynı zamanda yaşam içinde dahi yaşanan bir gerçekliktir. En azından mana yolunda ve Mesihi düzeyde yaşam ve ölüm irdeleyişinin manevi tarafı, mana yolu tarafı budur. Yani bu bedenin beden olarak ölmesinin yani bütüne dahil olmasının dışında, bedenin taşıdığı o içsel hazzın ve içsel yaşam işlerliğinin ölüm kavramı ile yaşarken de yüzleşmesinin söz konusu olabilmesidir. Mesela, yaşamın bütün verilerine karşın bu verileri görmeksizin yaşamını yaşamaya kapatan ve her şeyi sadece negatif açıdan değerlendiren, belli içsel sıkıntılar, psikolojik zorluklar içinde yaşam sürdüren bir çok kişi, yaşamda olmalarına rağmen aslında yaşamıyor gibidirler. O zaman ölümü kaldırmak gibi bir kavram, bedenin terk ediliş gerçeğinin ortadan kaldırılması demek değildir. Böyle bir kavram yaşamın sıradan algımızdaki ölümün ötesinde ölümleri içerdiğini ve bu durumun sonsuzlukta anlam bulacağını bize sunan bir kavramdır. Kısacası yaşamın edinimlerde yaşam olduğunu bize hatırlatmaktadır . Bu bağlamda ölümü kaldırmak ile insanın sınırlı ve negatif bakış açısı arasında oldukça net ve önemli bir bağ olduğu kaçınılmaz bir gerçekliktir. Bütün bunların ışığında ölüm, ister maddenin döngüsü, isterse mananın döngüsünde algılansın negatifle ölüm arasındaki bağın gerçekliğinde, negatifin zerresine bile müsamaha göstermeyen belli bir ruhsal savaşın içinde olmak, bir anlamda ölümün kaldırılması anlamına gelmiş olacaktır. En azından bu düşüncede gerçekleşecek olan savaşımın sonu varlığın bütünün sağlığı ve esenliği anlamına gelmiş olacaktır. Ve insan o zaman ruh ve madde olan her iki yanını da kendi varlığında eşitlemiş ve dengelemiş olarak böylesi muhteşem bir kainat sisteminin muhteşem yaratılmışlığına en üst örnek olarak varlığını sürdürecek ve Yaratana gerçek anlamda suret olabilme ayrıcalığını edinmiş olabilecektir. Bu da sonsuz yaşam dediğimiz gerçeğe doğru bir hareketlilik demektir. ”.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder