Bütünde Farklılık
İnanç
ve edinim genel olarak bakıldığında birbirine yakınmış gibi bir ilizyon görüntü
verse de, aslında birbirinden oldukça farklı noktalara hareket eden iki ayrı
çizgidir. Aralarında var olduğunu düşündüğümüz bağ, bir anlamda birbirlerini
ayrı çizgilere çeken ve iten bağın hissedilmesinden başka bir şey değildir.
Çünkü bu ikiliden bir tanesi, bütün farklılıkları bir birlik kavramında
buluşturup farklılıkları ortadan kaldırırken, bir diğeri farklılıkları
farklılık olarak algılayıp, bir bütün içinde değerlendirmeyi tercih etmektedir.
O zaman esaslı bir biçimde bakmak gerekirse, kainatı ve içindeki her bir
zerreyi farklılıklarında, yani farklı evrenlerin farklı kaos ve ıslahlarında,
ama bir bütünün farklı paralel parçaları olarak kabul etmek esastır. Oysa diğer
tarafta salt inanç penceresi, her ne kadar "birlik" kavramını
kullanmakta ise de, bu "birlik" algısı, farklılıkları ve farklı
evrenleri sadece dar bir alana sıkıştırıp değerlendirmeye çalışan ve bütünü
parça içinde görebilen bir algıdır. Bu nedenle inanç kavramı, salt kendi başına
edinimsiz ele alındığında, olduğu yerde duran ve sürekli içe çekilip kendi
döngüsünü oluşturmaktadır. Edinim inancı ise sürekli dışarı açılan ve her bir
tekamül evresinde, sonsuzluğa biraz daha yelken açan bir kavramdır. Yani bu
ifadeler doğrultusunda edinimsiz inanç, Yaratan kavramını, Yaratan düşüncesini
ve işlevini kişiye indirgeyip küçültüp daraltırken, edinim inancı ise,
Yaratanın düşüncesini ve işlevini, kişinin de içinde olduğu bir evrensel
görkeme yükseltip genişletmektedir. Bu muhteşem bir olgudur. Böyle bir temel
algıda olmak bize karşımızdan yansıyanı da, aynı evrensel boyutlarda ve
muhteşem bir bütünlükte görebilme ayrıcalığını verecektir. Yani böylesi bir
algı temeli üzerinde birbirimize baktığımızda gördüğümüz de, birlikte
farklılıklar değil, her çeşit farklılıklardaki ve farklılıklarımızdaki bütünlük
olmuş olacaktır. Ve elbette böylesi bir bütünlük algısı içinde aslında karşı
kavramı da karşı olma ilkesini yitirmiş olacaktır. Çünkü bütünün içindeki
farklılıklar, bütünün ışıyan ve yansıyan yüzü olduğuna göre, bu farklılıklar
bizdeki farklılıklarda doğal olarak kendi yerini bulabilecektir. Bu hiç bir
boşluk bırakmayan ve her veriyi karşılayan bir bakış açısı demektir. Böyle bir
bakış açısı ise, elbette Yaratan'a kanal olmak, yani Yaratan'ı suretinde
yansıtmak demektir.. Bu aynı zamanda da, kişinin kendi iç dünyasında, bütünlük
içinde genişleyen evrenle, paralel
olarak genişleyen bir iç görüye sahip olması anlamına da gelmektedir. Çünkü
bütün içindeki farklılıklarda, farklılığı bütün olarak edinebilmek, Yaratan
düşünceyi kendi işlevinde içe edinmektir. Ve böylesi edinimlerin kesişim
noktası "sureti ışıtma" noktasıdır. Yani farklı paralel evren olan
farklı kişilerin kendi farklılıklarında ama bütündeki birlikteliklerinde bir
araya gelmeleri, insanın kainata ışımasıdır. Bu da Mesih seviyesidir. Yani
insanın yaratılış gayesi temelinde farklılıklarında bütünleşebilmesidir. Ve bu
noktada "İnsanoğlu" yani "surette evrene mirasçı olan" belirir.
Bu suretin kendi sorumluluğunu giyinmesi ötesinde kesişme sonrası farklı
paralel evrenlere doğru yol almasıdır.. Bu yol alışta o kesişim noktasındaki
envai çeşit zıt fikirlerin özgürce ve insanca ifade edilebilmesi,
tartışılabilmesi ve her bir ferdin kendini kendi olarak ifade edebilmesi
esastır. Ve böylesi bir esasta bütün sonuçlar sebebe dönüşür ve sonsuza yol
olurlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder