6 Haziran 2013 Perşembe

BÜTÜNDE FARKLILIK

                                                                Bütünde Farklılık

            İnanç ve edinim genel olarak bakıldığında birbirine yakınmış gibi bir ilizyon görüntü verse de, aslında birbirinden oldukça farklı noktalara hareket eden iki ayrı çizgidir. Aralarında var olduğunu düşündüğümüz bağ, bir anlamda birbirlerini ayrı çizgilere çeken ve iten bağın hissedilmesinden başka bir şey değildir. Çünkü bu ikiliden bir tanesi, bütün farklılıkları bir birlik kavramında buluşturup farklılıkları ortadan kaldırırken, bir diğeri farklılıkları farklılık olarak algılayıp, bir bütün içinde değerlendirmeyi tercih etmektedir. O zaman esaslı bir biçimde bakmak gerekirse, kainatı ve içindeki her bir zerreyi farklılıklarında, yani farklı evrenlerin farklı kaos ve ıslahlarında, ama bir bütünün farklı paralel parçaları olarak kabul etmek esastır. Oysa diğer tarafta salt inanç penceresi, her ne kadar "birlik" kavramını kullanmakta ise de, bu "birlik" algısı, farklılıkları ve farklı evrenleri sadece dar bir alana sıkıştırıp değerlendirmeye çalışan ve bütünü parça içinde görebilen bir algıdır. Bu nedenle inanç kavramı, salt kendi başına edinimsiz ele alındığında, olduğu yerde duran ve sürekli içe çekilip kendi döngüsünü oluşturmaktadır. Edinim inancı ise sürekli dışarı açılan ve her bir tekamül evresinde, sonsuzluğa biraz daha yelken açan bir kavramdır. Yani bu ifadeler doğrultusunda edinimsiz inanç, Yaratan kavramını, Yaratan düşüncesini ve işlevini kişiye indirgeyip küçültüp daraltırken, edinim inancı ise, Yaratanın düşüncesini ve işlevini, kişinin de içinde olduğu bir evrensel görkeme yükseltip genişletmektedir. Bu muhteşem bir olgudur. Böyle bir temel algıda olmak bize karşımızdan yansıyanı da, aynı evrensel boyutlarda ve muhteşem bir bütünlükte görebilme ayrıcalığını verecektir. Yani böylesi bir algı temeli üzerinde birbirimize baktığımızda gördüğümüz de, birlikte farklılıklar değil, her çeşit farklılıklardaki ve farklılıklarımızdaki bütünlük olmuş olacaktır. Ve elbette böylesi bir bütünlük algısı içinde aslında karşı kavramı da karşı olma ilkesini yitirmiş olacaktır. Çünkü bütünün içindeki farklılıklar, bütünün ışıyan ve yansıyan yüzü olduğuna göre, bu farklılıklar bizdeki farklılıklarda doğal olarak kendi yerini bulabilecektir. Bu hiç bir boşluk bırakmayan ve her veriyi karşılayan bir bakış açısı demektir. Böyle bir bakış açısı ise, elbette Yaratan'a kanal olmak, yani Yaratan'ı suretinde yansıtmak demektir.. Bu aynı zamanda da, kişinin kendi iç dünyasında, bütünlük içinde genişleyen evrenle,  paralel olarak genişleyen bir iç görüye sahip olması anlamına da gelmektedir. Çünkü bütün içindeki farklılıklarda, farklılığı bütün olarak edinebilmek, Yaratan düşünceyi kendi işlevinde içe edinmektir. Ve böylesi edinimlerin kesişim noktası "sureti ışıtma" noktasıdır. Yani farklı paralel evren olan farklı kişilerin kendi farklılıklarında ama bütündeki birlikteliklerinde bir araya gelmeleri, insanın kainata ışımasıdır. Bu da Mesih seviyesidir. Yani insanın yaratılış gayesi temelinde farklılıklarında bütünleşebilmesidir. Ve bu noktada "İnsanoğlu" yani "surette evrene mirasçı olan" belirir. Bu suretin kendi sorumluluğunu giyinmesi ötesinde kesişme sonrası farklı paralel evrenlere doğru yol almasıdır.. Bu yol alışta o kesişim noktasındaki envai çeşit zıt fikirlerin özgürce ve insanca ifade edilebilmesi, tartışılabilmesi ve her bir ferdin kendini kendi olarak ifade edebilmesi esastır. Ve böylesi bir esasta bütün sonuçlar sebebe dönüşür ve sonsuza yol olurlar. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder