Bilinmeyene Yolculuk
İç
dünyamızın kendi gizemli döngüsü içinde hep döner durur ve çoğu zamanda ne
kendimizle birlikte, ne de kendimiz olmadan kendimizden çıkıp pek de uzaklara
gidemeyiz. Çünkü o gizemli döngülerimiz içinde, hem kendimize has alışkanlıklar
edinir, hem kendimize has çizgiler oluşturur dururuz. Oysa o çizgilerin
ötesinde oldukça karmaşık ve bize göre bilinmez olan muhteşem bir varlık alemi
vardır. Ama ne yazık ki, bu muhteşem alem, hep bizim dışımızda, bize yabancı
bir alem olarak kalmıştır. Aslında bu yabancılık çoğu zaman hoşumuza giden bir
yabancılıktır. Çünkü kendimize alışkanlıklar edindiğimiz ve kendimize has
çizgiler oluşturduğumuz kendi dünyamız bizim dünyamızdır. Oysa varlığımızın esası,
yabancı olarak adlandırdığımız o bizim dışımızdaki dünyaya ilerlemeye
endekslenmiştir. Bu bağlamda yabancılığından endişe ettiğimiz bizim dışımıza
adım atma korkusu farkında olmadan bizi bize kilitleyen olumsuz bir gerçeklik
olur. Ve bizi kendi içimize gerileterek bu kez kendimize de yabancı olmamıza
yol açar. Bizlerde geneldi bu iki yönlü yabancılaşmada ara çizgi oluşturmuş
olan dışa ve içe geçirgenliği olmayan kabuğumuzda bir ömür sürer ve o ömrün
içinde de her gün kendimize doğar ama yine her gün kendimize ölür dururuz. Oysa
çizginin hemen ötesindedir esas canlı olmanın işareti yaşam. Bilineni bilmeye
alışkanlığımız içinde, kendimizi kendimize köle edip, kendimizi kendi
döngülerimiz içinde öldürmeye endekslemişken, çizgilerimizin ötesinde bilineni
geride bırakıp bilinmeyene adım atmak aslında yaşamı yaşanır hale getirmenin
riskini almakla eş anlamlıdır. Yani ilginç ama mantıklarımızın ötesinde
varlığını sürdüren yaşam, yine mantıkların ötesinde varlık olmakta ve bize yaşam
vermektedir. Madem Mesih seviyesinde bana ölmeyi öğrenen benliğim, önce bana
ölmelidir. Madem ki, esas yaşam o ölmenin ardındadır. Bu her ne kadar da
mantığın üstünde, mantığımın ötesinde bir mantıksa da, o zaman kendimden çıkma
da doğal olarak bana kendime gelme şansını verecek olan risk adımıdır. Yani
aslında bir başka deyişle bilinmeyene doğru atılan her bir adım, esas bilinenin
bilinmeyen olduğunu ve bilinmeyenin bilinen olması gerektiğini bana bildirmiş
olacaktır. Böylesi bir adım aslında o muhteşem makro kainat olgusunun bütün sistemi
ile mikro kainat olgusunun bütün sisteminin bir anlamda iz düşümü misali
birbiriyle dengede buluşması ve bir başka deyişle birbirlerine kendilerini
takdim etmeleridir. Böylesi bir takdim edişte, varlıkta verişin işlerliği devam
eder. Yani "yola dost" olma dinginliği bütüne dahil olma
gerçekliğinde, bütün işlevliği ile işlerliğini kazanır. Ve böylesine bir
işlerlikteki teslimiyet ise, bilinmeze doğru yolculukta o bilinirlik içindeki
dar algıyı bir kenara iter ve artık kainat kişiye açılmış olur. İşte böylesi
bir açıklık ve işlerlikte ilerleyiş risklerin riskleri çekişi ve kaosu, ve
dolayısı ile karanlığı da ıslah ve aydınlık için işlerliğe dönüştürüp
değiştirecektir. O zaman "kendi rızam için kendimden çıkma" aslında
beni esaslı bir biçimde kendime doğru taşıyacak olan tek gerçekliktir. Ve bu
bilinmeyene yolculuk elbette fizik bilinmeyen üstünedir. Bu bilinmeyene
yolculukta ilk adım ve getirileri aslında "neden ben?" sorusu üstünde
"evet, yine ben!" seslenişinde için dışa haykırışını getirir. Bu
aslında kişiyi tekilden çoğula taşıyan, sadece kendine endekslenmiş ve
anlamsızı anlamlandırma kaygısındaki yaşamını, çoğula adanmış anlamlıyı bir
anlamda anlamsızlaştırma gerçekliğinde bir dolu yaşama doğru taşır durur.
Bilinmeyen aslında doluluğa bilinmeyendir. Anlamsızlıksa artık anlamlıdan
hareketle makro kainatın algısında bir anlamlı anlamsızlıktır. Ve böyle bir
diyalog hakiki manada makro ve mikro arasında ve mikro ile makro arasındaki
muhteşem bağdır, hakiki manada vermedir. Bu öyle bir vermedir ki, bu vermede
Mesih belirir. Yani o eşsiz suret seviyesi ve orijinaliyle aynı düzeyde
buluşur. İşte bu buluşma "bereketlenme", bu buluşma "yaratmadır".
Bu buluşmada vermenin de kabı kırılır. Çünkü yaşama verilen şeyler bilinmeyene
değil bilinenedir. Şöyle ki, verilen şey içsel arzunun beklentisine belli bir
geri dönüşüm beklentisinde verilmektedir. İşte bu içsel arzu için bilinen
döngüsünün arzusudur. Dışın bilinmeyeni içe zaten bilinmeyendir. Oysa vermenin
karşılıksızlığında bilinmeyene teslim, bilinmeyene risk vardır. Ve bilinmeyen
Yaratandır. Yaratana yürümek bu anlamda önce aynı forma dönüşmek ve değişmekle
başlar ve sonra Mesih düzeyi ile kucaklaşmayı arar. İşte bundan sonrası ise
artık adaleti aşağıya çekmek, iki ayrı dünyayı mantık üstünde, ters mantıkta
bir araya getirmektir. O zaman her kaos, her karanlık bir neden taşır. Bu neden
"neden ben?" değil, "evet, ben!", " iyiki ben!" kavramında
sonsuza sonsuzla kucaklaşır. Orada imkansızlar tamamen aşılır ve imkansız imkan
olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder