Çekene
Çekilen
Sırrın
gökten açılması aslında üstten açılmadır. Yani her bir düşünce, bir bilinmezin
bilinirde açılımıdır. Bilinirde açılan, gönülle buluşursa işte o noktada bir
akım oluşur. Bu oluşan akım üstün alta açılımıdır. Ve bu akım, aslında Mesih
seviyesi dediğimiz o muhteşem görünen görünmeyen birlikteliğinde aslında Ruh'un
işleyişini tam olarak yaşama aktive eden seviyedir. Bu seviyede iki yön bir
olmuş ve yaşam gerçekten yaşamla dolmuştur. Bu gerçekten içi dışa, dışı içe
kavuşturan bir seviyedir. Ve her şeyden önce yaşamı, yaşamın kaynağının akımı
ile buluşturmuştur. Aksi takdirde yaşam kendi verisinde, sadece veri sınırları
içindeki kaynaktan beslenir. Oysa bu beslenme kısıtlı bir beslenmedir. Fakat
nedense insan, kendi beden farkındalığında öncelikle bu bedene tutunur. Bedense
kendi çekim gücü içinde sadece içindeki veri kadar çekendir. Oysa üstün
açılımında veri yukardandır. Bu nedenle "bu sırdır". Aslında sır
yoktur. Sır sadece keşfedilememiş olandır. Ve sır ancak "akımın" yani
üstten açılımın, kısacası saran Işık Ruh'un benden akması ile mümkündür. Bu
akım ancak beni tutmayı bıraktığımda mümkündür. Çünkü "ben", iç
verilerinin sınırlılığında çekendir. Bir
yumurtanın binlerce spermi çekmesinde tek bir sperm bu çekimde
çekilendir. Oysa bir çok veri çekilmiş ve bir veri çeken ve çekilen olmuştur.
Fakat her şeye rağmen kazanan, akımın gücünde kalandır. Böylelikle Efendimiz
Mesih'in sözünün gerçekliği "aşağıdan bağlananın yukarıda bağlanması,
aşağıdan çözülenin yukarıda çözülmesi" aslında bu işlerliğin
göstergesidir. O zaman bereket, yani aktive etmek, hareketsizliği harekete
geçirmek ya da lanet, yani aktive olmuşu durdurmak, sınırlamak ya da ortadan kaldırmak
aslında bizim akımla bağ içinde olup olmamamızla alakalıdır. Çünkü her şeyin
kendince bir işlerliği bir molekül, atom temeli vardır. Ve her şeyin, bu madde
bağlamındaki çeşitlilik içinde, birde mana bağlamında bir araya getiren, ve hem
de birbiriyle uyumlu bir biçimde bir araya getiren ve işlerlik kazandıran bir
mana yönü vardır. İşte bu açıdan bakıldığında canlı ya da cansız bütün
maddelerin iç enerjileri kendi çekim alanlarını oluşturur. Bu çeken ve çekilen
ilişkisinde insan, en muhteşem Yaratan sureti noktasında sınırlı bir yaratan
olma konumunda oldukça etkindir. Sorun bunun farkında olması ya da olmamasıdır.
Alt düzeyde sadece kendi verisinin, kendi iç akımının sınırlılığında insanın
bereket olması, aktive eden olması da sınırlıdır. Bu nedenle çeken ve çekilen
genelde sadece sınırlılık kavramı içinde kalandır. Ve sonuç çoğunlukla lanet,
yani bütün ışıkların kesilmesi, üstle altın buluşmasının bir türlü mümkün olamamasıdır.
Oysa esas olan elektron ve proton noktasının nötronla bir arada işlerlik kazanmasıdır. Yani üçünün bir bütün
oluşturabilmesidir. Bu "berekettir". Bu yaşamı ve yaşanan çevreyi
aktive etmektir. Bu bir anlamda "sınırsızda sınırlılığın çekim
gücüdür". Yani Yaratan'da, Mesihin kurtarışı dediğimiz Yaratan'la bir
bütün olma seviyesinde, saran Işık Ruh'la işlemenin en üst düzeyini
edinebilmedir. Bu düzey mucizeler düzeyidir. Sırrın açıldığı yani
keşfedilemeyenlerin herkesin kendi yaşamı, algısı, kapasitesi, kabına göre
görünende değil görünmeyende açılmasıdır. Bu "aşağıda bağlananı
yukarıda" yani orijinalde, esasta bağladığı gibi, "aşağıda çözüleni
yine yukarıda" yani orijinalde çözer. Bu "yukarıdan
verilmedikçe" açılmayan "sırdır".
Hiç kimse kendi bedenini fark etmiyor sürekli onu kapatıyor içe açtığında biraz farkına varıyor dışa tamamen açıtığında ise seas öz beni ortaya cıkıyor tıpkı bir zıpara yapar gibi zıparalıyor altındki esası cıkana kadar aslında kabın ne aldığı önemli değil sen ona ne doldurduğun önemli
YanıtlaSil