7 Mayıs 2013 Salı

DERİN SULAR


                                                                    Derin Sular
            Derin sular, olmayacak bir vakitte, olabileceği vakit içine taşıyabilmenin tek yoludur. Sığ sular ise, ya tecrübe eksikliği ya da tükenmişliktir. Elbette bir başlangıç noktası vardır. Ve bu nokta sığ olan noktadır. Sığ olan noktada dip görülmelidir. Dip tespit edilmelidir. Dip bilinmelidir ki, gidilecek olan noktanın sığ mı derin mi olduğu tayin edilsin. Bu nedenle dip çalışılır, dip çalışıldıkça tekne açılır. Ve tekne açıldıkça su hem yargıdır, su hem yaşamdır. Hem de yeni yaşamdır. Bu nedenle aslında Mesih talebesi suyun içinde yürürken dibi keşfeden ve dibi bilebilendir. Ve bu keşif ve bilmede aslında Mesih temeldir. Ve sonra dibi keşfeden ve dibi bilen bir anda dip ile yüzeyin farkındalığında ve yüzeyin üstünde çağıranın Işığında, Petrus gibi suyun üstünde yürüyebilendir. Kısacası daha derine, daha derine gitmeye meyil eden, arzu uyandırıp gönül koyabilendir. Yeter ki, dibi keşfedip, bildim deyip, sığ suyun cazibesinde ve o yanıltan emniyetinde kalmasın. Yeter ki, ayağın bastığı ve görünen dibe bakış, bizi dibe almasın ve bu bakış, daha derine olan meylinde, bakışını hep üste kaldırsın. Yürüyüş bir andır. Ve o an artık Mesih’le bedenin üstünde, Yaratan’a doğru yürünen zamandır. Ve böylesi bir derine doğru mana yolculuğunda tekne, artık “benliğin” üstüne çıkıp, “benliğin” üstünde durandır. Bu duruş esasında sabitliğin hareketidir. Ve bu hareket bir amacadır. Ama amaçta aynı zamanda bu harekette hareketliliktir. Çünkü bu harekette hareketlilik aslında amaçla bütündür. Yani “derin sulara gitmekle, balık için ağ atmak” aslında dünyadaki amaçsızlığa amaç katmak ve yaratılış gayesini insana bir kez daha net bir biçimde anlatmak içindir. Ve elbette bu aynı zamanda vakitsiz görüleni, üstün gücünde, vakit içine taşımak, vakit içine itmektir. Kısacası vaktin gücünü öldürüp, vakitsizi vakitte işletmek; ve bu işleyişte, işleneni İşleyene kenetlemektir. Burada “buyruk”, hareket ettiren ve “tekne”, ise hareket edendir. Yani Yaratan ve yaratılan aslında aynı teknededir. Ve tekne buyrukta artık derin sulardadır. Bir başka deyişle dünya sığ sulardan yani yargıdan, derin sulara yani esas yaşama geçmiştir. İşte bu geçiş pasifin aktive edildiği bir geçiştir. Burada artık bütün aktive eden unsurlar, mana yolunun derinliğine çeken o tek bir arzuya doğru harekettedir. Yani “ağlar artık balık için atılmıştır”. Ve henüz vakit, ağ atma vakti olmasa da manaya yelken açan mana yolcusu, mana önderinin içindeki önderliği uyandırmasında bütün fonksiyonlarını yaşama atmıştır. Ve tutacağı yalnız alma arzusudur. Ve ne kadar çok alma arzusunu ağları ile yakalarsa, bu etkin işlev sonunda, onu insan düzeyine ve alma arzusundan Yaratanı ışıtan verme arzusundaki insanları tutabilme düzeyine taşıyacaktır. O zaman böylesi bir kişi önce kendi uyandırılışında derin sulara açılımında Işık önderinden aldığı şevkle artık başkalarının teknesinde yani dünyasında da aynı rolü üstlenip onları derin sulara doğru hareket ettiren olacaktır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder