Derin Sular
Derin
sular, olmayacak bir vakitte, olabileceği vakit içine taşıyabilmenin tek
yoludur. Sığ sular ise, ya tecrübe eksikliği ya da tükenmişliktir. Elbette bir
başlangıç noktası vardır. Ve bu nokta sığ olan noktadır. Sığ olan noktada dip
görülmelidir. Dip tespit edilmelidir. Dip bilinmelidir ki, gidilecek olan
noktanın sığ mı derin mi olduğu tayin edilsin. Bu nedenle dip çalışılır, dip
çalışıldıkça tekne açılır. Ve tekne açıldıkça su hem yargıdır, su hem yaşamdır.
Hem de yeni yaşamdır. Bu nedenle aslında Mesih talebesi suyun içinde yürürken
dibi keşfeden ve dibi bilebilendir. Ve bu keşif ve bilmede aslında Mesih
temeldir. Ve sonra dibi keşfeden ve dibi bilen bir anda dip ile yüzeyin
farkındalığında ve yüzeyin üstünde çağıranın Işığında, Petrus gibi suyun
üstünde yürüyebilendir. Kısacası daha derine, daha derine gitmeye meyil eden,
arzu uyandırıp gönül koyabilendir. Yeter ki, dibi keşfedip, bildim deyip, sığ
suyun cazibesinde ve o yanıltan emniyetinde kalmasın. Yeter ki, ayağın bastığı
ve görünen dibe bakış, bizi dibe almasın ve bu bakış, daha derine olan meylinde,
bakışını hep üste kaldırsın. Yürüyüş bir andır. Ve o an artık Mesih’le bedenin
üstünde, Yaratan’a doğru yürünen zamandır. Ve böylesi bir derine doğru mana
yolculuğunda tekne, artık “benliğin” üstüne çıkıp, “benliğin” üstünde durandır.
Bu duruş esasında sabitliğin hareketidir. Ve bu hareket bir amacadır. Ama amaçta
aynı zamanda bu harekette hareketliliktir. Çünkü bu harekette hareketlilik
aslında amaçla bütündür. Yani “derin sulara gitmekle, balık için ağ atmak”
aslında dünyadaki amaçsızlığa amaç katmak ve yaratılış gayesini insana bir kez
daha net bir biçimde anlatmak içindir. Ve elbette bu aynı zamanda vakitsiz
görüleni, üstün gücünde, vakit içine taşımak, vakit içine itmektir. Kısacası vaktin
gücünü öldürüp, vakitsizi vakitte işletmek; ve bu işleyişte, işleneni İşleyene
kenetlemektir. Burada “buyruk”, hareket ettiren ve “tekne”, ise hareket
edendir. Yani Yaratan ve yaratılan aslında aynı teknededir. Ve tekne buyrukta
artık derin sulardadır. Bir başka deyişle dünya sığ sulardan yani yargıdan,
derin sulara yani esas yaşama geçmiştir. İşte bu geçiş pasifin aktive edildiği
bir geçiştir. Burada artık bütün aktive eden unsurlar, mana yolunun derinliğine
çeken o tek bir arzuya doğru harekettedir. Yani “ağlar artık balık için
atılmıştır”. Ve henüz vakit, ağ atma vakti olmasa da manaya yelken açan mana
yolcusu, mana önderinin içindeki önderliği uyandırmasında bütün fonksiyonlarını
yaşama atmıştır. Ve tutacağı yalnız alma arzusudur. Ve ne kadar çok alma
arzusunu ağları ile yakalarsa, bu etkin işlev sonunda, onu insan düzeyine ve
alma arzusundan Yaratanı ışıtan verme arzusundaki insanları tutabilme düzeyine
taşıyacaktır. O zaman böylesi bir kişi önce kendi uyandırılışında derin sulara
açılımında Işık önderinden aldığı şevkle artık başkalarının teknesinde yani
dünyasında da aynı rolü üstlenip onları derin sulara doğru hareket ettiren
olacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder