23 Mayıs 2013 Perşembe

HİÇ OLMA SANATI


                                                                     Hiç Olma Sanatı
            Yaratılış hazlar üstüne kurulmuş muhteşem bir hazlar bütünüdür. Haz aslında Yaratan'dan ışıyan yaratılma ışıması, bir anlamda yaratma hazzının yansımasıdır. Ve bu haz, yaşamın her bir noktasında algılandığında, her bir noktasında ışıdığında aslında ilahi bir hazdır. Oysa benlik var oluşunu kendi kabı içinde kavrama aczinde hazzı da bir anlamda kendince ve sadece belli bir parça içinde algılama durumundadır. Dolayısı ile bu ilahi hazzın, ilahi tatminin, insani hazza, insani tatmine dönüşmesi anlamındadır. Ve böylesi bir dönüşüm, bir anlamda kişinin kainatı öncelikle kendi içinde hissetmesi için bir olmazsa olmaz olmakla birlikte, aslında bir ileri aşama için olması gereken bir dönüşümdür. Yani hazzı ve tatmini, kendi kabım içinde algılamak hazzı ve tatmini bütünden alıp varlığımın bütününe dağıtmak için vardır. Çünkü böylesi bir haz ve tatmin dağılımı aslında hazzı ve tatmini parçadan bütüne taşıyacak ve olması gerektiği gibi insanı, esas yaratılış gayesindeki suret olma bilincindeki o ilahi seviyesine taşıyacaktır. Fakat bu insanlık tarihinde hep belli bir iç aydınlanma edinimine sahip belli kişilerin önderliğinde, küçük ışımalar ve küçük yönlendirmelerle algılanmaya ve algılatılmaya çalışılmış ve algılanmış ve algılatılmış bir gerçeklik olmakla birlikte sonunda Mesih düzeyinde bir  aydınlanma ve aydınlatılmada insana doğrudan içe ve içi içten kurtaran bir sunu ile esas olması gereken doruk noktalara ulaşmıştır. Fakat acılar yolu ve mana yolu ayrımında dünyamızın haline bakıldığında bu algı hala ne yazık ki bıçak sırtında bir algıdır. Çünkü bu ana yol üzerindeki ışımaların her biri bir noktada dondurulup üzerlerine kültür ve gelenek ve arka plandaki görsel arayışlarda çeşitli inanç ve dinlerle çevrelenip kıskaca alınmıştır.  Bu nedenle Mesihi düzeyde mana doruklarındaki içe açılım ve içe kurtuluş ve kurtarışta sürekli gayretle mana çalışması gerekmekte ve bıçak sırtı "yol" maddeye köle edilmemelidir. Kısacası varlığın temeli olan görünmeyeni görünene indirgemek esas olmalıdır. Zaten hep böyle olduğu için insan bütün sınırlılığına rağmen büyük buluşların üstadı olabilmiştir. Demek ki, bütün buların daha da ötesi vardır. Böylesi bir çalışma hazzı, varlığı sahibine teslim mahiyetinde, varlığı bütününe teslim çalışmasıdır. Dolayısı ile bu çalışma esas anlamıyla varlığın kendini algı üstü noktada, mantık üstü bir inançla "hiçliğe" teslim çalışmasıdır. "Hiçlik" burada yokluk anlamı ve algısında değildir. Hiçlik, kişinin görünende aldıklarının üstünde, görünmeyen esaslara ve hatta görünenden daha geniş kapsamlı esaslara verilen bir isimdir. Yani bir başka deyişle sahibi olduğu büyük resmin içindeki kendi yerini tespit etmesi, kendini bütüne teslim etmesidir. Bu anlamda haz ve tatmin diye ifade ettiğimiz Yaratan ışıkları kendi ışımasını bütün varlığa, ancak bu noktada, yani esas üst bütünlük içinde yerimizin belirlendiği noktada yayacak ve o ilahi gayede ilahi hazzı ve tatmini kişiye sunacaktır. Oysa kişi hep kendi ilahi haz ve tatmin sınırları içinde kendi varlığı ile bir şeydir. Ve aslında kendi varlığı ile kişinin bir şey olması, bütünün reddedilişinde parçanın kısıtlı algısını kabul etmek demektir.. Bu nedenle burada yaşam aslında "yaşama sanatı" olmaktan çıkmaktadır. Ve böylesi bir sanatı icra etmek "yaşam sanatçılarının" elinde olan bir gerçekliktir. Yaşam sanatçıları ise sadece "Hiç olma sanatını" bilen ve harfiyen uygulamayı başarabilenlerdir. 

1 yorum:

  1. Muhteşem olmuş Hocam bizler hiçliği bu anlamda algılamıyorduk meğer hiçlikte yaşamak bizim en büyük yaşam gayemizmiş haberimiz yok

    YanıtlaSil