Hiç Olma Sanatı
Yaratılış
hazlar üstüne kurulmuş muhteşem bir hazlar bütünüdür. Haz aslında Yaratan'dan
ışıyan yaratılma ışıması, bir anlamda yaratma hazzının yansımasıdır. Ve bu haz,
yaşamın her bir noktasında algılandığında, her bir noktasında ışıdığında
aslında ilahi bir hazdır. Oysa benlik var oluşunu kendi kabı içinde kavrama
aczinde hazzı da bir anlamda kendince ve sadece belli bir parça içinde algılama
durumundadır. Dolayısı ile bu ilahi hazzın, ilahi tatminin, insani hazza,
insani tatmine dönüşmesi anlamındadır. Ve böylesi bir dönüşüm, bir anlamda
kişinin kainatı öncelikle kendi içinde hissetmesi için bir olmazsa olmaz
olmakla birlikte, aslında bir ileri aşama için olması gereken bir dönüşümdür.
Yani hazzı ve tatmini, kendi kabım içinde algılamak hazzı ve tatmini bütünden
alıp varlığımın bütününe dağıtmak için vardır. Çünkü böylesi bir haz ve tatmin
dağılımı aslında hazzı ve tatmini parçadan bütüne taşıyacak ve olması gerektiği
gibi insanı, esas yaratılış gayesindeki suret olma bilincindeki o ilahi
seviyesine taşıyacaktır. Fakat bu insanlık tarihinde hep belli bir iç
aydınlanma edinimine sahip belli kişilerin önderliğinde, küçük ışımalar ve
küçük yönlendirmelerle algılanmaya ve algılatılmaya çalışılmış ve algılanmış ve
algılatılmış bir gerçeklik olmakla birlikte sonunda Mesih düzeyinde bir aydınlanma ve aydınlatılmada insana doğrudan
içe ve içi içten kurtaran bir sunu ile esas olması gereken doruk noktalara
ulaşmıştır. Fakat acılar yolu ve mana yolu ayrımında dünyamızın haline
bakıldığında bu algı hala ne yazık ki bıçak sırtında bir algıdır. Çünkü bu ana
yol üzerindeki ışımaların her biri bir noktada dondurulup üzerlerine kültür ve
gelenek ve arka plandaki görsel arayışlarda çeşitli inanç ve dinlerle
çevrelenip kıskaca alınmıştır. Bu
nedenle Mesihi düzeyde mana doruklarındaki içe açılım ve içe kurtuluş ve
kurtarışta sürekli gayretle mana çalışması gerekmekte ve bıçak sırtı
"yol" maddeye köle edilmemelidir. Kısacası varlığın temeli olan
görünmeyeni görünene indirgemek esas olmalıdır. Zaten hep böyle olduğu için
insan bütün sınırlılığına rağmen büyük buluşların üstadı olabilmiştir. Demek
ki, bütün buların daha da ötesi vardır. Böylesi bir çalışma hazzı, varlığı
sahibine teslim mahiyetinde, varlığı bütününe teslim çalışmasıdır. Dolayısı ile
bu çalışma esas anlamıyla varlığın kendini algı üstü noktada, mantık üstü bir
inançla "hiçliğe" teslim çalışmasıdır. "Hiçlik" burada
yokluk anlamı ve algısında değildir. Hiçlik, kişinin görünende aldıklarının
üstünde, görünmeyen esaslara ve hatta görünenden daha geniş kapsamlı esaslara
verilen bir isimdir. Yani bir başka deyişle sahibi olduğu büyük resmin içindeki
kendi yerini tespit etmesi, kendini bütüne teslim etmesidir. Bu anlamda haz ve
tatmin diye ifade ettiğimiz Yaratan ışıkları kendi ışımasını bütün varlığa,
ancak bu noktada, yani esas üst bütünlük içinde yerimizin belirlendiği noktada
yayacak ve o ilahi gayede ilahi hazzı ve tatmini kişiye sunacaktır. Oysa kişi
hep kendi ilahi haz ve tatmin sınırları içinde kendi varlığı ile bir şeydir. Ve
aslında kendi varlığı ile kişinin bir şey olması, bütünün reddedilişinde
parçanın kısıtlı algısını kabul etmek demektir.. Bu nedenle burada yaşam
aslında "yaşama sanatı" olmaktan çıkmaktadır. Ve böylesi bir sanatı
icra etmek "yaşam sanatçılarının" elinde olan bir gerçekliktir. Yaşam
sanatçıları ise sadece "Hiç olma sanatını" bilen ve harfiyen
uygulamayı başarabilenlerdir.
Muhteşem olmuş Hocam bizler hiçliği bu anlamda algılamıyorduk meğer hiçlikte yaşamak bizim en büyük yaşam gayemizmiş haberimiz yok
YanıtlaSil